article

Antik Çağda Hastalıkların Tedavi Yöntemleri

Antik çağlarda, -bildiğimiz anlamda- tıbbi bilgiden yoksun insanların nasıl tedavi oldukları ya da sağlıklarını nasıl muhafaza ettikleri sizin de zihninizi kurcalıyor mu?

Başlarken, tedavi ve sağaltmanın nasıl tanımladığını aktarmak yerinde olacaktır:

Tedavi; hastalıkla mücadeledir,onunla savaşmaktır. Vücut coğrafyasında tıbbi ilaçlar, serumlar,cerrahi yöntemler gibi bir sürü teknik kullanılarak savaşılır ama bazen kazanılıp, bazen kaybedilen bu savaşta iki taraftan da çok kayıp verilir.Sağaltma ise ;hastalığın çıkış yolunu göstermek ve sessizce onu dışarı göndermektir. ” Her hastalığın bir frekansı vardır ” diyor Cemal Bencan. ” ” Bununla birlikte bir enerjisi ve ‘can’ ı vardır. Enerjisini kaybeden hastalık bir süre sonra formunu da kaybedecektir. Vücudun doğası onu silip süpürecektir.

” Gelin günümüzden 2500 yıl önceye, Ege ve Akdeniz bölgesine uzanalım. : ” ‘ Asklepion’lar çok tanrılı dönemde sağlık ve şifa tanrısı Asklepios adına kurulmuş tam teşekküllü sağaltımhanelerdir.” Bergama’ daki Asklepion ( sağaltımhane ) ise Ege ve Akdeniz etrafında bulunan yaklaşık 200 tedavi merkezinin en önemlisi diye bilinir. ” Burada 7-8 yüzyıl boyunca hiç bir ölüm vakası olmamıştır. Bu nedenle o zamanda Asklepion’un giriş kapısına ‘Tüm Tanrılar için yaratılmış olan bu kutsal yere yalnızca ölüm Tanrısı Hades giremez! ‘ diye tabela bile asmışlardır. “

” Peki eski insanlar hastalanan kişiyi nasıl niteliyordu ? ” sorusuna ” Antik insanın anlayışına göre hastalanan kişinin içine kötü ruh girmişti ” yanıtını alıyoruz. Ya ” kötü ruhun” tesir ettiği kişiler bundan nasıl arınıyordu ? ” Genelde bu çeşit hâl ehli insanlar köyün biraz kıyısında bir külubede ya da kendilerine özgü bir çadırda yaşarlar, kalabalıktan biraz uzak dururlar.Odalarında tütsü, buhurdanlık ya da kokulu ot veya yaprak yakarlar, dört temel elementi yaşamlarında hep yakınlarında tutarlar : Toprak, Hava, Ateş, Su. Çünkü sağaltma anında bu dört temel elementi kullanmaktaydılar. “ ” Hastaların, yani hâli bozulan kişinin yakınları “bu ferdimize bir hal oldu, şuna bir bakın” diye, üstada getirirler. Hâl ehli üstad odasındaki ateşe birkaç odun daha atar. Hasta kişiyi inceler, temâşâ eder, sonra getirenleri dışarı çıkararak onunla yalnız kalır. Ona üzerinde yalnız çamaşırı kalacak şekilde elbiselerinden soyunmasını söyler. Soyunan kişi yüzü koyun yere uzanır. Oda sıcaklığı iyice artmış, hasta boncuk boncuk terlemektedir. Hastalığının türü, branşı burada önemli değildir. Onu oluşturan enerji vücut uzayını terk ettiğinde o hastalık da kişiyi terk edecektir. Hasta artık sıcak ortama dayanmakta zorluk çekmeye ve çıkmak istediğini belirtmeye başladığında, hâl ehli dışarı çıkar ve üç kg ile onbeş-yirmi kg arasında ağırlıkları değişen, çeşitli büyüklükte ve ağırlıktaki beyaz yuvarlak mermer taş blokları soğuk oldukları halde birer birer kişinin vücut yapısına göre taşıyabileceği bölgelere omuzdan itibaren üzerine dizerek koymaya başlar. Soğuk ve ağır taşlar kişinin üzerine ansızın konulduğunda kişi irkilir, ürperir ve bağırır. İşte bu ürperme ve bağırma anında ve sonrasında taşlar ısınıncaya, vücut ısısı ile homojen oluncaya kadar vücuda giren, sıcak ortamdan ve hal ehlinin varlığından rahatsız olan parazit enerjiler ısı transferini sörf gibi kullanarak soğuk ve serin olan taşlara doğru akışa geçerler. Böylece beş-on dakikada bir terleyen vücuda dizilen dört beş adet taş değiştirilir.Her defasında yeni ve soğuk taşlar dizilir. Böylece; yirmi dakika sonra hasta parazitenerjilerden kurtulmuş, parazit enerjiler de, yani hastalıklar da taşlara geçmiştir. O taşlar toprağa gömülür veya akan suda bir gece bekletilir. Böylece yeniden kullanılmaya hazır hale gelir. “ Peki hasta kişiye uygulanan diğer sağaltma ( terapi ) yöntemleri neydi ?

ANTİK DÖNEMDE HASTAYA UYGULANAN SAĞALTMA YÖNTEMLERİ ” YERE ( TOPRAĞA ) GÖMME TERAPİSİ : Üstadın çadırı kendisine bir hâl olanlar için hazırdır. Hâli değişip de hasta olanı getirirler. Yere kazılan ve gelen hastayı içine alacak kadar olan çukura hasta kişi yatırılır. Üzeri ince bir kat toprakla kapatılır.Sonra yetişkin bir ceviz ağacından toplanan ceviz 08.06.2017 Antik Çağda Hastalıkların Tedavi Yöntemleri http://ekstrembilgi.com/tarih/antik-caglarda-hastaliklarin-tedavisi/ 3/8 yaprakları ve ince dalları dizilir. Bir çarşaf gibi örtü halinde kapatılır. Onun üzerine yine ince bir toprak, yine ceviz yaprakları, yine ince bir toprak ve yine ceviz yaprakları… Üç kat ceviz yaprağı dizilmiş olur. En üste yine ince bir toprak tabakası dökülerek kaplanır. Yalnız kafa dışarıda kalmıştır.Alnının üstüne yedi adet ceviz yaprağı üst üste konularak onun da üstüne ıslak ağır bir bez konulur.Böylece hasta bir gece orada yatırılır.Sabaha kadar ceviz yaprakları ve toprak, o vücuttan fazlalıkları çıkartıp, gerekenleri koyarak gerekli formatı yüklerler.Sabah olduğunda hasta yavaşça çıkartılır. Eğer vaka çok inatçı ya da eski ise bu yöntem bir hafta arayla 2 ya da 3 defa tekrarlanır. “ ”

ELLERİ KULLANARAK İYİLEŞTİRME : – Üstten El Tutmak. Eller enerji transferinde çok önemlidir. Eski Mısır-Yunan ve Hint uygarlıklarında inisiye ve şifa rahiplerinin en çok kullandığı tekniktir. İslamiyet’te de yaygın olarak kullanılmıştır. Adına ” rukye ” denir. Eller direkt olarak tene dokunarak ya da 5-10-20 cm uzaklıktan tutulur. ” ” Avuç içi enerji akış merkezleri hastaya dönüktür. Buradan akan enerji kuvvetle tesir eder. Tek elle yapılabileceği gibi iki elle de çalışılabilir.” ” Her elden akan enerji ayrı bir tünel açar ve bu iki tünel birleşinceye kadar, yani iki elden birbirine enerji topu gidip gelinceye kadar o bölge temizlenmiş sayılmaz.

“ -Parmaklarla Çalışma – Baş parmağı bir vana açıyormuş gibi şekillendirilmesi. Bu teknik ” çalışacağınız bölgeye 5-10 santim yaklaştırıp, parmakları bu bölgeye dik bakacak şekilde tutarak çalışmaya başlanır. Burada parmakların arası hafifçe açık olmalıdır. – Daha kuvvetli bir etki isteniyorsa – parmakların birleştirilmelidir ” şeklinde tarif ediliyor. ” Parmak uçlarını bir araya getirin ve hasta bölge üzerinde bilek hareketleri ile küçük daireler çizin. Dairenin merkezine hafif vuruşlar yapın. “ ” – Daire Çizmek Parmak uçları aynı şekilde ama bu defa daireler bilekten değil omuzdan hareket alır. Yani tüm kol daire çizmeye başlar. Bilek ve el sabit durumdadır. Hareket sadace omuzdan idare edilir ve daire merkezden başlayıp döne döne, yavaş yavaş genişletilerek çapı 30 cm’ye kadar çıkartılabilir. “

-Delici Burgu Çalışması- Orta parmak dairenin merkezine, hedefe, yani hastalığın olduğu yere doğru yöneltilir ve orada sabit tutulur. Diğer parmakların arası biraz açık haldedir. Küçük parmak yukarı, gökyüzüne bakarken baş parmak ise tam aşağıya, yere doğru bakacaktır. Sonra çalışmaya devam edilir ve baş ve küçük parmakların pozisyonları bu defa yer değiştirilir. Birinci hareket tamamlanmıştır.El çekilir,silkelenir ve kapatılır. Daha sonra açılarak tekrar uzatılır ve ikinci burgu hareketi yapılır. Çalışmaya bu şekilde devam edilir. “ ”

HASTANIN BAŞI ÜSTÜNDE ATEŞ ÇEVİRME : Hasta hal ehli üstada başvurduğunda çadırın ortasına oturtulur, oda boşaltılır. Üstad ile hali bozulan kişi yalnız kalır. Ya diz çökerek oturur ya da hali yoksa sırt üstü uzanır. Mümkünse yerden yüksek bir zemine, sedire veya taş bir lahit üzerine uzanır. Meşalesini yakan üstat hastanın etrafında saat yönünde dönmeye başlar. Elindeki ateş bir meşale ya da yağ çırasıdır, bu da yoksa bir masa kandili olabilir. Burada önemli olan sönmeden yanan bir ateş kaynağı olmasıdır. Üstad dönerken ilk 5-10 dakika konsantre olmak ve hastalık yapan enerjiyle irtibat kurmakla geçer. Daha sonra o enerji ile irtibat kuran üstad hastanın vücudunda biriken parazit enerjileri vücut içinden ateşe yönlendirerek yanmalarını sağlar. Bu işlem sırasında hasta kişi terler, kramplar geçirir, ağlama ve gülme krizleri geçirebilir, uyuyup kalabilir, sürekli esneyebilir, v.s. gibi bir çok değişik tepkiler verebilir. “ ”

DAĞLAMA : Fonksiyonları çeşitli korkular, vesvese ve tiksinme gibi olan enerjiler vücuda girdiğinde oldukça etkili bir yöntemdir.Korku veya tiksinti veren olayın büyüklüğüne göre bir iğne ya da çivi hasta kişinin gözleri önünde ısıtılarak kızartılır ve kor haline getirilir. Hasta bu ısınmış çubuğu görünce yeniden korkuya kapılır. Fakat bu defa korkan o kişi değil, içindeki korku veren enerji grubudur. Açığa çıkan iğneyi hafifçe hastanın alnına, ensesine, bileklerine değdirerek vücudunun ürpermesini sağlar. Burada amaç hastaya zarar vermek değil, sadece vücudu ürpertecek kadar ısı uygulamaktır.Hafifçe değdirilip çekilir, asla vücuda zarar verilmez. Çivi çiviyi söker prensibiyle açığa çıkan korku enerjisi de bu ürpermelerle vücudu terk edip gider. “ ”

VÜCUDU ÇİZMEK : Burada amaç insana en çok zara veren kundalini enerjisinin önünü kesen ve blokaj yapan enerjileri akan kan ile sırt bölgesinden tahliye etmektir. Hastalanan kişinin sırtına  jilet gibi keskin bir aletle çok ince çizikler atılır. Bu işi yapan üstad burada biriken kirli enerjiyi akan kana transfer ederek marazın o bölgeden temizlenmesini sağlar. Bir süre bekledikten sonra pansuman yapılarak işlem tamamlanır. Bıçağın olmadığı dönemlerde sülük kullanılmıştır. “ ”

SÜLÜK YAPIŞTIRMAK : Sülük de aynı şekilde hasta bölgeye yerleşmiş olan kirli enerjiyi emdiği kana transfer ederek insanı o marazdan kurtarmaktadır. “ ”

KUPA VEYA BARDAK ÇEKME : Bu yöntem de insanlık tarihinde çömleğin ve camın bulunmasından beri kullanılagelmektedir. Burada da amaç vakum yoluyla hasta bölgeye yerleşen parazit enerjiler tahliye edilirken o bölgedeki kılcal damarların genişleyip kan sirkülasyonunun artmasıyla bir iyileşme sağlanmaktadır. “ ”

TOKAT ATMA : Şoka girme durumlarında enerji bedenin akordu bozulur. Böyle durumlarda enerji bedene katlanabileceği yeni bir şok yaratılır. Bunun en kolay şekli de bir tokat atmak şeklinde yaratılmaktadır. Böylece ikinci bir küçük ama katlanılabilir bir şok ile enerji bedendeki akort bozukluğu düzeltilir. “ ”

SOĞUK SU TERAPİSİ : Yüksek ateşli hastalıklarda hastalığın enerjisinin vücudu terk etmesi için sıkı bir veya bir kaç ürpermeye ihtiyaç vardır. Antik çağlarda yüksek ateşi olan bir hasta uyurken bir kenarda soğuk buzlu su bulunan bir kazana battaniye benzeri bir çuha daldırılır ve tahtadan yapılmış uzun bir maşa veya sopa ile çıkarılıp hastanın karnının altındaki kasık bölgesine bir anda bırakılır. Yaratılan şok ile oluşan ürperme çok güçlü olacağından bu yöntem başka her türlü yöntem kullanıldığı halde iyileşmeyen hastalara son çare olarak kullanılırdı.” ”

KURŞUN DÖKMEK : Hasta odanın ortasına oturtulup başının üzerine bir çarşaf örtülür. Metal veya toprak bir kaşık içerisinde eritilen kurşun hastanın bir karış üstündeyken bir tas soğuk suya dökülür. Dökülmeden önce hastadaki maraz enerjiler üstad tarafından erimiş kurşuna transfer edilir. “ ”

ZEYTİN YAPRAĞI : Kimya fabrikalarının ve laboratuarların olmadığı antik çağlarda insanlar bitki ekstrelerini bizzat bitkinin kendisini çiğneyerek ya da bir kapta döverek çıkarmaya çalışmışlardır. Zeytinin yaprağı çiğnenirse ağız içi hatalıklarına çok iyi gelmektedir. “ ” BAĞIRIP ÇAĞIRMA TERAPİSİ : Ara sıra şehir dışına ıssız yerlere gidin ve avazınız çıktığı kadar bağırın.Yoruluncaya kadar bağırıp çağırın. İçinizden ne söylemek geliyorsa söyleyin, hiç kasmadan bağırın bağırın. Seansın sonunda size ne kadar iyi geldiğine şaşıracaksınız. “ ” BİR DEMET OT İLE SÜPÜRME : Burada yapılacak işlem şöyledir. Yeni yeşermiş bir tutam 50-60 cm uzunluğunda her hangi bir yeşil bitki kullanılabilir.Yeşil,henüz sararmamış bir tutam buğday filizi olabilir. Küçük kargı yaprakları yada söğüt dalları, ceviz yaprakları, çınar yaprakları kullanılabilir. Bu toplanan ot veya dal parçacıkları (yaprakları ile birlikte) hastanın sırtına, başına, karın ve göğüs bölgelerine, ayaklarına kısaca rahatsızlık olan bölgelerden başlanarak giderek vücudun tümüne kısa aralıklarla hafifçe vurulur. “ ” YÜKSEK TAVANLI YERLER : İnsanın fizik bedeni üzerinde yedi adet enerji merkezi bulunur.Ayakların 50-60 cm altında başın 50-60 cm üstünde de birer enerji merkezi mevcuttur. Tepe çakrasından sonra yukarıya doğru 8., 9., 10. ve daha bilmediğimiz belki de kaçıncı enerji merkezleri mevcuttur. Bunları bir kısa dalga vericinin mevceleri (dalga boyları) gibi düşünün. Yüksek tavanlı mekanlarda bu enerji merkezleri rahat bir şekilde fonksiyonel hale gelebilirsiniz. Antik çağlarda da kahinlerin ve şifacı rahiplerin bulunduğu kutsal tapınaklar hep yüksek mermer sütunlardan inşa edilmiştir. Bir adam boyunun yaklaşık 12 misli yüksekliliğinde inşa edilenler vardır. “ ”

SESLERLE YAPILAN TERAPİLER : Antik dünya insanı rezonansın gücünü çoktan fark etmişti. Eğer hastalıklar vücuda yerleşmiş birer manyetik alanlar ise o halde isteğe göre değişik manyetik alan yaratan titreşimler bunlar üzerinde etkili olabilirdi. Bu fikirden yola çıkarak davullar ,çanlar ve gonglar ile terapiler başladı.Çeşitli çap ve büyüklükte gonglar çeşitli hastalıklarda kullanıldı. Davullar çalındı, ritimler uygulandı.Gonglar ayrıca çok etkili bir manyetik alan yarattıkları için padişahların huzura kabul ve toplantıları öncesinde dikkati yoğunlaştırmak ve sessizliği sağlamakta kullanılmaktaydılar. Hâkimler de bir kararı açıklamadan önce bir çana vururlar. Bunlar bugüne kadar gelen ve gelenekselleşmiş ritüellerdir. Şamanlar ve Kızılderililer şifa seanslarında ihtiyaç duydukları ses frekansını davullarla oluşturmaktaydılar. Bu insanlar için davul çok önemlidir. Frekansı yüksek bir şifacı davula her vurduğunda deriden çıkan ses negatif enerjileri toz duman etmektedir. Bu sayede bir çok psikolojik hastalık ve obsesyon durumları eskiden iyileşiverirmiş.” ”

ÇAN TERAPİSİ : Daha çok Uzakdoğu’ da ve Hindistan’da yaygın olan bir terapi türü de çan terapisidir. Burada çeşitli frekansta ses çıkaran çanlar çeşitli hastalıkların sağaltılmasında kullanılıyormuş. “ ”

RÜYA TERAPİLERİ : Antik dönemde rüyalara çok önem verilirdi. Birer Asklepios sağaltımhaneleri olan Asklepionlarda rüya odaları bulunurdu. Üstad, hastanın vücut uzayında hastalıktan eser kalıp kalmadığını anlamak için hastaya çeşitli uyutucu ve rahatlatıcı bitki suları içirerek uzun bir oridordan yürütür ve rüya odasına bırakırdı. Bu rüya odalarının yüksek tavanlı ve kubbeli olması önemliydi. Hasta burada aldığı ilaçların etkisiyle rüyalarını görür ve üstada anlatırdı. Üstad bu rüyaları yorumladığında, eğer hasta hala korkunç,kabuslu, vesveseli rüyalar görüyor ise hala içeride habis karakterli enerjilerin var olduğunu anlayıp sağaltmaya devam kararı verirdi. Eğer rüyalar güllük gülistanlık, pozitif rüyalar ise bu tekniğe bir süre daha devam edilirdi. Vücut uzayı negatif enerjilerden ve hastalıklardan tamamen sağaltılıp boşaltılmış ise hasta taburcu edilebilirdi. Taburcu olacak hasta rüyaların temizliğinden belli olurdu. “ Antik dönemlerde hastanın kendi kendine uyguladığı terapi yöntemleri de vardı. ”

PARMAKLARLA VE TIRNAKLARLA YAPILAN TERAPİLER : Her iki elimizin başparmak ucu ile işaret parmak ucunu halka şeklinde birleştirdiğimizde bu insan vücudunda bir kapalı devre oluşturur ve enerji bedeni kapatarak kendi içinde bir devinim başlatır. Böylece dışarıdan gelen zararlı parazit enerjilerden yüzde yetmiş oranında korunuruz. Bir de vücudun negatif enerjilerden arınma programı vardır ki bu da üçüncü yani orta parmağın da devreye girmesiyle yaşanır.

” HAYVANLARA BAKILARAK YAPILAN HAREKETLER : – Mestikleme – Günümüzde yapılan ve insan sağlığına bire bir faydalı olan Uzakdoğu sporları, Tai chi, Çigong vb. bir çok sporların beden ve duruş hareketleri yılan, maymun, pars, köpek, kartal vb.gibi bir çok hayvandan esinlenerek insan hayatına girmiştir. Bir çok yoga hareketi hayvan hareketlerini örnek alır ve enerji tıkanıklıklarını açarak insanı çok rahatlatır. Eskiden uyuyamayan ve sürekli ağlayan bebekleri mestiklerlerdi. “Mestikleme” bebek için kolay olsa da yetişkin bir insan için zorlu bir harekettir. Ağlamakta olan bir bebek yüzükoyun yatırılır. Ayağının birisi ile çaprazındaki kolu sırt üzerinde birleştirilerek el ve ayak bileği yan yana getirilir ve sırta doğru bastırılır. Sonra diğer ayak ve el aynı şekilde. Neye uğradığını şaşıran bebek hemen susuverirdi. Burada yapılan şey enerji bedendeki tıkanıklığı çok özel bir hareketle açıp enerji akışını normal hale getirmekti, antik dünya insanı bunu biliyordu . “ ”

TIRNAKLAMA VE KAŞIMA : Tırnaklar her zaman kullanılmaz, acil durumlarda acil enerji akışı için kullanılır. Tırnaklar parmaklardan akan enerjiyi onlarca defa yükseltici özelliğe sahiptir. Mesela bir düşünceye kapılıp bir sorun karşısında acil bir çözüm bulmamız gerektiğinde insiyaki olarak kafamızı veya yüzümüzü kaşırız. Evet ya parmak uçlarımızı şakağımıza koyar düşünceye dalarız ya da daha sıkışık durumda isek kafamızın çeşitli bölgelerini kaşır dururuz. İşte o anda oraya acil yüksek enerji akışına ihtiyaç var demektir. Mesela iyileşmeye yüz tutan yaralar çok kaşınırlar. Sırtımız çok kaşınır. Çünkü kundalini enerjisinin yolu üzerindedir. Bir yere enerjiyi daha bol ve etkin vermek istiyorsanız tırnaklarınızla bastırınız. Kafaya tırnaklarımızla fazlaca bastırmak ve kaşımak düş ve hayal gücünü arttırır. “