HAFTALIK GÜNDEM DEĞERLENDİRME

100'ÜNCÜ YIL KAMPANYASI SONA ERDİ

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Üyesi Sayın Muhammed Emin Yıldırım gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. -100’üncü Yıl Kampanyası Sona Erdi -KADEM’in Kadın Hakları Bildirgesi -Yeni Ekonomi Reform Paketi -Mısır İle Normalleşme Adımları

100’ÜNCÜ YIL KAMPANYASI SONA ERDİ


Kıymetli Müslümanlar, Sayın Basın Mensupları…
Toplantımıza Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi’nin 13 Şubat tarihinde başlatmış olduğu 100. Yıl kampanyası ile başlamak istiyorum. Malum biliyorsunuz “Ey Müslümanlar! Yıkılışının 100. Yılında Hilafeti Yeniden Kurun” başlıklı bu küresel kampanya hakkında bu kürsüden sizleri devamlı bilgilendirdik. Elhamdülillah 1 aydır devam eden bu kampanya 3 Mart Cumartesi günü gerçekleştirilen kapanış konferansı ile sona erdi. Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi tarafından gerçekleştirilen konferansa Türkiye dahil dünyanın birçok beldesinden konuşmacı online olarak katıldı. 


Konferansın açılış konuşmasını Hizb-ut Tahrir emiri celil alim Ata bin Halil Ebu Raşta yaptı. Kıymetli emirimiz Müslümanların içinde bulundukları zillet durumunu, sahabe efendilerimiz ve ecdadımızın tarihte yaşadığı izzetli hayatı hatırlatan çok faydalı bir konuşma yaptı. Sonra da güç ve kuvvet ehline seslenerek Selahaddin ve Muhammed Fatih’in torunlarına seslendi ve onlara “Ümmetin ve dininizin düşmanlarına karşı ümmetin göğsüne şifa olacak sadece sizlersiniz.” Dedi. “İslam ülkelerindeki Müslümanlara ulaşan aşağılanmayı kıracak olanlar sadece sizlersiniz.” Dedi. 
Raşidi Hilafet’i kurması için Hizb-ut Tahrir’e Nusret çağrısını bir kez daha yeniledi. “Eğer bunu yaparsanız tüm ümmet ve ümmetin tüm ordusu arkadan ve önden sizleri takip edecek, Allah’ın izniyle yalnız olmayacaksınız.” Diye ekledi. Umuyoruz ki bu çağrıya icabet eden adam gibi adamlar, cesur komutanlar bu ümmetin içinden çıkacaktır inşallah… 


Kıymetli Müslümanlar!
Kampanya çerçevesinde dünyanın birçok beldesinde olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli faaliyetler gerçekleştirdik. Bu kapsamda Türkiye’nin tarihi 10 ayrı yerinde “Ey Müslümanlar! Yıkılışının 100. Yılında Hilafeti Yeniden Kurun” çağrısı ile video filimler çekildi. Hilafet’in kaldırılışı ile ümmetin neleri kaybettiği, hilafetin yeniden ikamesinin Müslümanlar için ölüm kalım meselesi olduğu hakkında, Hizb-ut Tahrir ve Hilafet hakkında ve yine Hilafetin hayal değil Allah’ın vaadi olduğunu konu edinen web paneller gerçekleştirildi. Bu panellere birçok alim, yazar ve kanaat önderi konuşmacı olarak katıldılar. Programlar on binlerce kişi tarafından takip edildi. Buradan hem kıymetli katılımcılara hem de programları takip eden siz değerli Müslümanlara teşekkür ediyor ve Allah razı olsun diyoruz. Yine kampanya kapsamında oluşturulan heyetler ve kardeşlerimiz; esnaf, Sivil Toplum Kuruluşu temsilcileri, alimler, kanaat önderleri ve medya temsilcilerine yönelik ziyaretler gerçekleştirdiler. Bu ziyaretlerde Hilafet’in Müslümanlar için önemi ve yeniden kurulmasının gerekliliği konuşuldu. Türkiye halkı ve genel kamuoyu kampanya boyunca yapılan tüm çalışmalardan, programlardan, ziyaretlerden ziyadesiyle memnun kaldı.


Lakin bu çalışmalarımızdan rahatsız olanlar da olmadı değil. Özellikle İslam düşmanı laik Kemalistler Hilafet’in Türkiye’de yeniden bu kadar gündem olmasına çok öfkelendiler. Fikir ve düşünceden yoksun olan bu kesim kin ve nefretlerini medya ve sosyal medya aracılığı ile kustular. Hatta Hilafet isteyen Müslümanları gammazlayıp, adli kurumlara şikâyet ettiler. Sadece onlar mı? Hayır! Bu laik Kemalistlere dost olan otorite sahipleri, emniyet güçleri, yargıçlar da Hilafet isteyenlere zulmettiler. Sabah vakti Müslümanların evlerine baskın düzenlediler, gözaltına aldılar, iftira ve karalamaya çalıştılar. Ama elhamdülillah bize, Allah’ın dinine yardım edenlere, Allah’ın davasına hiçbir zarar veremediler. Onlar sadece baskı kurdular ve zulmettiler, zarar veremediler. 


Dolayısıyla şimdi son olarak bir kez daha bu zulmü Müslümanlara reva görenlere sesleniyor ve diyoruz ki; Biz ömrümüzü Allah’ın Dinini hayata hâkim kılmaya adadık ve Rabbimize bunun için söz verdik. Ve İnşaAllah bu topraklarda İslam sancağının yeniden dalgalanacağı güne şahit oluncaya kadar da durmayacağız. 


KADEM’İN KADIN HAKLARI BİLDİRGESİNE REDDİYE
Geçtiğimiz hafta biz bu kürsüden 8 Mart “Dünya Kadınlar Günü” münasebetiyle siyasi partilerin, yöneticilerin, siyasetçilerin açıklamalarına değinmiştik hatırlarsanız. Ne demiştik; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü özelinde yapılan açıklamaların, kadına şiddet konusu ile ilgili alınan önlem ve uygulamaların hiçbiri sorunu kökten çözemiyor. Çünkü sorun kadında, kadın ya da erkeğin fıtratında değil, sorun onları birbirine düşman hale getiren bu sistemin kendisinde demiştik. Sorun İstanbul sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunların uygulamaya konulmasında. Sorun kadın ve erkeğin fıtratını yok sayıp cinsiyet eşitliği propagandası yapan dernek ve kuruluşlara izin verilmesinde demiştik.


İşte bu derneklerden biri de KADEM biliyorsunuz. İsmine bakar mısınız “Kadın ve Demokrasi Derneği” İsminde bile ayrımcılık var.  İşte bu KADEM geçtiğimiz günlerde 8 Mart’a özel “Kadın Haklarına Dair İlkeler Bildirgesi” yayınladı ve imzaya açtı. Laik demokrat, liberal ve muhafazakâr birçok kişi bu bildirgeye imza attı ve destekledi. Öncelikle şunu ifade etmekte fayda görüyoruz; bu bildirge ve bugüne kadar yapılan diğer açıklamalarında KADEM İslami ilke ve değerleri esas almadı. Çıkarttığı neşriyatlarda, söylemlerinde ve eylemlerinde bu toprakların kültürüne yabancı olan demokratik özgürlükler safsatasına vurgu yaptı. İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık besleyen Batılı fikirleri halkı Müslüman olan bu ülkede ideal olarak göstermek, ezik ruh halinin acınası bir yansımasıdır. 


İşte bu durum KADEM’in son bildirgesinde de açıkça görülmektedir. İslam’ın kadına verdiği rol olan anneliğe, yine İslam’ın korunması gereken bir kale olarak gördüğü aile kurumuna bildirgede yer vermesi KADEM’in nasıl bir kafa karışıklığı içinde olduğunu gösterir. Zira aynı KADEM kadının annelik rolünü yok sayan İstanbul Sözleşmesi ve aile kurumunu darmadağın eden 6284 sayılı kanunu savunan ve uygulamada kalmasını isteyen bir dernek. Bu tutumu sebebiyle de İslami kamuoyu tarafından çok sert bir şekilde eleştiri aldı. Dolayısıyla KADEM’in bu açıklaması ortalığı toparlamaya dönük samimiyetten uzak bir açıklamadır. Eğer kadem gerçekten samimi olsaydı, eğer gerçekten nesebin korunmasını savunan bir dernek olsaydı sadece üreme teknolojilerinin kontrolsüz kullanımı ve keyfi kısırlaştırma tehlikesine vurgu yapmaz, Zinayı serbest kılan yasa ve kanunları eleştirir ve yöneticileri muhasebe ederdi. 


Eğer kadem gerçekten samimi olsaydı evlilik ve aile kurumunun varlığının elzem olduğunu söylemekle yetinmez, aileyi dağıtan yasa ve kanunların karşısından olduğunu açıkça söylerdi. Eğer kadem samimi olsaydı kadının çalışma hakkının varlığına vurgu yapmakla beraber, o kadını ticari köle haline getiren laik demokratik kapitalist sisteme esaslı bir eleştiri getirirdi. Çünkü kapitalizm, insanın yaratılış özelliklerini alt üst etmiş ve özgürlükler sloganıyla insanı yaratılış gayesinden uzaklaştırmıştır. Yaratıcı ile bağı zayıflayan hatta kopan kadınlar ise beğenilme, dikkat çekme, farklı olma gibi insani özellikleri erozyona uğratan duygular altında ezilmiştir. İşte kapitalizm tam olarak bunu yapmış ve kadına hak ettiği değeri verememiştir. Dolayısıyla kapitalist nizama eleştirinin olmadığı KADEM bildirgesi sorunlara çözüm üretme özelliği olmayan bir bildirgedir.  


Ama KADEM bunların hiçbirini yapmadı. Yine KADEM’in bildirgede özellikle vurgu yaptığı “ifade özgürlüğü kriteri” dar alana hapsolmuş bir kriterdir. Bu kriterin içinde İslami hayat talebinde bulunan kadınlara asla yer yoktur! Ama cinsiyet eşitliğini savunan kadınlara yer var, eşcinselliği savunan derneklere yer var. Eğer KADEM bu düşüncesinde samimi olsaydı 2 hafta önce sadece “Hilafeti Kurun Ey Müslümanlar” diye seslendikleri için Ankara’da gözaltına alınan Müslüman kadınlar için de bir açıklama yapardı. KADEM samimi olsaydı Antalya’da sözleşmeli öğretmenlik yapan çarşaflı Müslüman kadın için soruşturma başlatıldığında ses çıkartırdı. Cezaevlerinde kadınlara keyfi bir şekilde çıplak arama yapılıyorken sessiz kalan KADEM’in “kadının akıl, ruh ve beden bütünlüğü dokunulmazdır.” Demesi sizce de inandırıcı mı? Bu gibi konularda hiçbir açıklama yapmayan, KADEM Gölcük Müftüsüne, İstanbul Sözleşmesi hakkında konuşan gazeteci Abdurrahman Dilipak’a had bildirmekten çekinmemiştir. Dolayısıyla KADEM’in kadın hakları, ifade özgürlüğü vb. söylemleri samimiyetsizlikten başka bir anlam ifade etmiyor. Bu sebeple biz diyoruz ki; İslam, kadının fıtratına en uygun hakları vermiştir. Bizler bunun ne fazlasından ne de eksiğinden razıyız. Allah Subhanehu ve Teâlâ hüküm verenlerin en hayırlısıdır. Kadına merhamet edenlerin en merhametlisidir. Bu nedenle İslam’ın kadına bakış açısını güzelleme gibi bir niyetimiz hiç olmamıştır. 


Zira bizler için İslam’ın yani Allah’ın hükümleri “kaba ve sert dini referanslar” gibi görünmekten çok daha ötedir. Din Allah’ın dinidir, hüküm âlemlerin Rabbinin hükmüdür. Dolayısıyla onun konjonktür hesapları yaparak savunulmaya ve tevriyeler yaparak güzel gösterilmeye ihtiyacı yoktur. Yaklaşık yüz yıldır uygulanan demokrasi ve laiklik ise insanî değerleri yerle bir etmiş, özgürlük adı altında kadını bir menfaat aracı haline getirmiştir. Biz cahiliye karanlığını yaşayan günümüz dünyasında insanlığın İslam’ın ışığına muhtaç olduğuna inanıyoruz. Kadın erkek, yaşlı genç, çoluk çocuk herkesin bu aydınlığa kavuşması için çalışıyor ve tüm camiaları bu uğurda çalışmaya davet ediyoruz. 


YENİ EKONOMİ REFORM PAKETİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ekonomik reform paketimiz, Türkiye’yi geleceğe güvenle taşıyacak, somut ve çözüm odaklı politikalar içeriyor." Diyerek yeni ekonomik reform paketini açıkladı. Reform paketinde neler var ayrıntılarını haber sitelerinden öğrenebilirsiniz. Bugün ben size reform paketinde olanları değil olmayanları anlatacağım. Mesela faizin her türlüsünün kaldırıldığı açıklanmadı bu pakette. Kan emici faiz lobisinin artık ümmetin kanını ememeyeceği müjdesi verilmedi bu pakette. Türlü spekülasyonlarla insanların paralarını cebinden alan, ülke ekonomisini sömürgecilere teslim eden Borsa sisteminin kaldırıldığı açıklanmadı. İslam’ın kamu mülkiyetinden olduğunu beyan ettiği tükenmez madenlerin, yer altı zenginliklerinin peşkeş çekilen zenginlerden alınıp kamulaştırıldığı açıklanmadı. 


Bundan sonra zenginlerin zekatının hesaplanıp tas tamam tahsil edileceği ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılacağı açıklanmadı. Ümmetin malı olan suyun, elektriğin, doğalgazın artık parayla satılmayacağını açıklamadı Cumhurbaşkanı. Halkın sırtına ağır bir yük olan sayısız vergilerin kaldırıldığını da açıklamadı. O halde ne var bu pakette, halkın menfaatine bir şey yoksa bu paket kimin için açıklandı?


Kıymetli Müslümanlar!
Bugün açıklanan ekonomik reform paketinin benzerini bu halk daha önce de çok defa gördü.  Piyasa her daraldığında sesler her yükseldiğinde “alın size reform” denilerek esnafa umut satıldı. Ancak satılan umutlar kısa bir süre sonra hayal kırıklığına dönüştü. Artık esnafın umut satın alacak durumu dahi kalmamıştır.  Bu reform paketi Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi Türkiye’yi geleceğe güvenle taşımayacak. Tıpkı önceki reformların taşımadığı gibi. Çünkü Türkiye’nin ekonomisi reformlarla düzelemeyecek kadar dibe vurmuştur. Dış borç korkunç boyutlara ulaşmış, Merkez Bankasında döviz rezervi tükenmiş, Altınlarımız İngiltere’de rehin kalmıştır. 


Her fırsatta hatırlattığımız hakikatleri tekrar hatırlatıyoruz. Bu halk böylesine bir sefaleti hak etmiyor. Bu halk böylesine zelil bir hayatı hak etmiyor. Siz gerçekten bu halkı düşünüyorsanız o zaman derhal bu kapitalist nizamı tatbik etmekten vazgeçin! Devletteki lüks harcamaları kaldırın! Faizi yasaklayın, borsayı kapatın ve zenginlerin servetindeki fakirin hakkı olan zekâtı toplayarak ihtiyaç sahiplerine dağıtın. İslam iktisat nizamından sadece bunları tatbik ettiğinizde her şeyin tek tek düzeldiğini göreceksiniz. Bu söylediklerimizi yapmak çok mu zor? Faizin kaldırılmasına kim itiraz edebilir? Borsanın kapatılmasına kim rıza göstermez? Zekat toplanmasına kim karşı çıkabilir?  Ancak biliyoruz ki sizin böyle bir ajandanız yok. Sizin böyle bir vizyonunuz yok! Siz umut satmaya devam edeceksiniz! Siz Müslüman halkı sefalete mahkûm etmeye devam edeceksiniz! Allah’ın izniyle bu saydıklarımızı biz gerçekleştireceğiz! Bu saydıklarımızı Raşid-i Hilafet Devleti çatısı altında biz hayata geçireceğiz! İşte o gün müminler Allah’ın yardımıyla ferahlayacak zalimler ve kafirler ise kahrı perişan olacak! Bu haktır! Bu Allah’ın vaadidir! Bu gelecektir!


MISIR İLE NORMALLEŞME ADIMLARI
Geçen hafta Türkiye Mısır ilişkilerinde yeni sürpriz bir gelişme yaşandı. İktidar yetkilileri peş peşe Mısırla ilişkilerinin tekrar normale dönmeye başladığına dair açıklamalar yaptılar. Önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Mısır ile Diplomatik düzeyde temaslarımız başladı” dedi.  Ardından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar iki ülkenin tarihsel ve kültürel bağlarına vurgu yaptı. Son olarak ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cuma namazı çıkışında “Mısır’la istihbari, diplomatik ve ekonomik iş birliği sürecimiz devam ediyor.” açıklaması yaptı. Bu açıklamaları neden sürpriz diye nitelendirdiğimi herhalde herkes anlamıştır.


Evet. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere iktidar yetkilileri Mısır ile normalleşmekten bahsediyor. Hani şu; darbeyle iktidara gelen Sisi’nin Cumhurbaşkanı olduğu Mısır ile…  Hani şu Yahudi varlığı ve Yunanistan ile Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi devre dışı bırakarak “doğal gaz boru hattı anlaşması” imzalayan Mısır ile… Hani binlerce Müslümanı Rabia Meydanı’nda katleden, Erdoğan’ın “kardeşim” dediği, “şehidimiz” dediği Muhammed Mursi ve arkadaşlarının ölüm fermanını veren Sisi ile… Hani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Ben antidemokratik yollarla iş başına gelenlerle aynı karenin içinde yer almam" dediği Sisi ile.  Hani şu ABD eski başkanı Trump’ın “benim favori diktatörüm” dediği Sisi ile…  
Şimdi iktidara sormak lazım. Ne oldu da dün lanet ettiğiniz ve yan yana gelmekten sözde utanç duyduğunuz zalimlerle bugün hiçbir şey olmamış gibi normalleşiyorsunuz? 


Nereden siyasi mesaj aldınız da yere göğe sığdırmadığınız demokrasiye ihanet ediyorsunuz? Kime yaranmak için tüm katil ve zorba rejimlere elinizi uzatıyorsunuz. Çıkın ve kamuoyuna açıklayın! “Amerika nasıl bir siyaset izlerse bizde ona göre hareket ediyoruz” deyin. “Yeni Amerikan başkanının açıkladığı strateji belgesi bize uzlaşmacı bir rol verdi” deyin. Rus gazına karşı İsrail, Mısır ve Türkiye arasında iş birliğine Amerika’nın ihtiyaç duyduğunu, bu sebeple normalleştiğinizi söyleyin. Sırada Yahudilerle normalleşme adımları var deyin. Amerika’nın çıkarlarına hizmet etmekten vazgeçemediğinizi söyleyin. 


“Demokratik menfaat siyasetinde ilke diye, erdem diye bir şey yoktur” deyin. “Rüzgâr nereden eserse biz de oraya savruluyoruz” deyin. Seleflerinizin söylediği “dün dündür, bugün bugündür” anlayışının sizin içinde geçerli olduğunu” söyleyin. 
Sizden bu açıklamaları kamuoyunun önünde yapmanızı istiyoruz. Yapabilirsiniz, yapıyorsunuz da zaten. Zira daha dün ABD başkanı Biden’e Suriye’de demokrasiyi müdafa etmek için birlikte çalışmak istediğinizi söylediniz. Tıpkı sizi tekbirlerle karşılayan Mısırlı Müslümanlara Amerika’nın telkini ile laikliği tavsiye ettiğiniz gibi. Tıpkı düzenlediğiniz harekatlar ve yaptığınız aldatıcı yardımlar ile Suriye devrimine kumpas kurarak Amerikan uşağı Esed rejimini koruduğunuz gibi.  Tüm bunlara rağmen şimdi kalkmış Halepçe katliamını kınıyorsunuz. Dostunuz Rusya’nın Suriye’de yaptığı yeni saldırılara karşı Kırım işgalini tanımadığınızı belirten cılız bir açıklama ile karşılık veriyorsunuz. Dahası hala kongrelerinizde rabia işareti yaparak Müslümanların akıllarıyla alay etmekten çekinmiyorsunuz. 


Ancak siz ne söylerseniz söyleyin ne yaparsanız yapın biz hak olanı söylemeye ve hakkın hakimiyeti için mücadele etmeye devam edeceğiz. 10. yılına girdiğimiz Suriye devriminde Müslümanların kanına ve temiz devrimlerine nasıl ihanet ettiğinizi ifşa etmeye devam edeceğiz. Müslümanların temiz duygularının istismar edilmesine sessiz kalmayacağız. Suriye, Mısır ve diğer İslami beldelerdeki Müslüman kardeşlerimizi Allah için desteklemekten asla vazgeçmeyeceğiz. Demokrasi ve diktatörlüğün paranın iki yüzü gibi olduğunu söylemeye devam edeceğiz. Sürekli söylediğimiz gibi “ne demokrasi ne darbe, çözüm Raşidi Hilafette” diye haykırmaya devam edeceğiz. Ve en önemlisi kınayıcının kınamasından korkmadan ümmet içinde ümmetle birlikte hilafet için çalışmaya devam edeceğiz. Ta ki çok yakın bir zamanda Allah Subhanehu ve Teala nusretini gönderinceye kadar İnşaAllah.

 

Hizb-ut Tahrir Türkiye

16 Mart 2021
 

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.