Warning: getimagesize(resimler/icerikler/523.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/haber100/domains/haber100.com/public_html/detay.php on line 23
Azerbaycan - Ermenistan Çatışması

HAFTALIK GÜNDEM DEĞERLENDİRME

Azerbaycan - Ermenistan Çatışması

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Üyesi Muhammed Emin Yıldırım, gündeme ilişkin açıklamalarda bulunuyor. - Azerbaycan - Ermenistan Çatışması - Kıbrıs'ta Amerika - İngiltere Çatışması - Çin'i Kınayan Mektupta Türkiye'nin İmzası Yok! - Gata Başhekim Yardımcısı Ali Edizer'in Sözleri

AZERBAYCAN ERMENİSTAN ÇATIŞMASI

Bildiğiniz gibi Azerbaycan'a bağlı Dağlık Karabağ ve civarındaki bazı bölgeler yaklaşık 30 yıldır Ermenistan işgali altında bulunuyor. Kâfir Ermenistan bölgedeki en büyük destekçisi Rusya ve diğer batılı devletlere sırtını dayayarak işgalini sürdürüyor. Azerbaycan ise halkı Müslüman bir belde olduğundan ne yazık ki diğer İslam beldeleri gibi sahipsiz durumda. Dahası Azerbaycan'ın Sovyet kalıntısı laik Aliyev rejimi Ermenistan'dan kat kat üstün bir güce sahip olmasına rağmen işgal altındaki topraklarını kurtarmak için ciddi bir girişimde bulunmuyor. Aslında Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki bu çatışmalar sömürgeci güçlerin Kafkasya’daki nüfuz mücadelesinden başka bir şey değildir. Zira ne Azerbaycan ne de Ermenistan dış siyasette kararlarını kendi başına alabilen ülkeler değildir. Eğer öyle olsaydı Azerbaycan bugüne kadar Dağlık Karabağ ve diğer işgal edilmiş topraklarını çoktan kurtarırdı. Zira bugün Azerbaycan ordusu birkaç gün içinde işgal altındaki birçok noktayı yeniden kontrol altına aldı. Ya bir de Azerbaycan’ın Ermenistan’a topyekûn savaş açtığını düşünsenize!

Kıymetli Müslümanlar!

Bu kriz 30 yıl sonra niye yeniden ortaya çıktı? Ermenistan hâlihazırda sahip olduğu toprakları tartışmaya açacak bir çatışmaya neden gönüllü oldu? İşte burada resmi büyütmemiz ve kafir Amerika’ya bakmamız gerekiyor. Zira sömürgeci Amerika, dünyanın diğer bölgelerinde yaptığı gibi Kafkasya ve Orta Asya’da da söz sahibi olmak istiyor. Ermenistan’ın stratejik konumu ve Azerbaycan’ın zengin yer altı kaynakları Amerika’nın iştahını kabarttığından bu iki ülkeyi Rusya’dan koparmak istiyor. Amerika’nın perde gerisinde olması sizi yanıltmasın. Zira Amerika artık işlerini tıpkı Libya ve Suriye’de olduğu gibi bizatihi Türkiye üzerinden yürütüyor. Aynı şekilde Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destek de sizi yanıltmasın. Bu destek Amerika’nın Türkiye eliyle Azerbaycan’a oradan da Ermenistan’a sızması için verilen bir destektir, başka bir şey değil...

Türkiye yöneticileri Azerbaycan’a gösterdiği sevgide samimi değildir. ‘İki devlet tek millet’ söylemi de sadece halkların gönlünü kazanıp aldatmak içindir. Zaten samimiyet, tek devlet, tek ümmet demekle olur. İktidar için asıl olan ABD’yi razı edip koltuğunu korumaktır.

Bunu neden mi söylüyorum? Çünkü Türkiye aynı sevgiyi 2009 yılında Azerbaycan’a göstermemişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan herhalde insanların bunu unuttuğunu sanıyor! O zaman biz hatırlatalım ve soralım!

 

Ey Türkiye’nin eski ve yeni yöneticileri! Siz değil miydiniz 10 yıl önce Azerbaycan sizi kınamasına rağmen sırf Amerika’yı razı etmek için Ermenistan ile dostluk ilişkileri kuran? Siz değil miydiniz? 2016 yılındaki çatışmalarda Ermenistan’ı sadece kınamakla yetinen? Kardeş Azerbaycan’a bugün verdiğiniz desteği o gün neden vermediniz? Ben söyleyeyim. Çünkü o zaman koşullar, Türk-Rus yardımlaşmasını gerektiriyordu. Çünkü o zaman Amerikan uşağı Suriye rejimini korumak ve Suriye’de İslam’ın iktidara dönüşünü engellemek için Rusya ile birlikte hareket ediyordunuz.

Kıymetli Müslümanlar!

 İslam ümmeti olarak bizler Ermenistan'ın Anadolu'da yaptıkları katliam ve cinayetleri tabi ki hiçbir zaman unutmayacağız! Karabağ’ın işgal edilmesini asla kabul etmeyeceğiz! Döktükleri Müslüman kanlarının her damlası için hesap soracağımız günü sabırsızlıkla bekleyeceğiz! Ancak bütün bunlara rağmen bugünkü ikiyüzlülüğü de görmezden gelmeyeceğiz. Zira Ermenistan aynı Ermenistan değil mi? Karabağ 30 yıldır işgal altında değil mi? Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Erivan'da Sarkisyan ile birlikte maç izlerken de Karabağ işgal altındaydı. AK Parti Turizm Bakanı Atilla Koç, Van'da Akdamar Kilisesi'ni yıllar sonra yeniden Ermenilerle açarken de Karabağ işgal altındaydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan Sarkisyan ile iki ülke arasında normalleşme sağlamak amacıyla ABD'de görüşürken de Karabağ işgal altındaydı. Öyle değil mi?

Evet, Karabağ 30 yıldır işgal altında! Ve sizler yıllardır bu işgale rağmen Ermenistan ile ilişkilerinizi normalleştirdiğinizden dolayı övünüp duruyordunuz. Bugün ise bu ikiyüzlülüğünüzü görmezden gelmemizi bekliyorsunuz.

Kıymetli Müslümanlar son olarak şu gerçeği vurgulamak istiyorum.

Azerbaycan, Müslüman bir ülkedir ve halkının çoğunluğu Müslümandır. Ancak ne var ki rejimi laik bir rejimdir. Okullarda başörtüsünü ve hoparlörle ezanı yasaklayacak kadar İslam’a düşman bir rejimdir. Azerbaycan, Üçüncü Raşidi Halife Osman b. Affan Radiyallahu Anh döneminde Ermenistan’la birlikte fethedilmiştir. Bu İslam ülkesini Amerika ve Rusya’nın pençesinden kurtarmak için ne Türkiye’ye ne de İran’a güvenilmez. Uluslararası topluma ve Sömürgecilerin başını çektiği Minsk grubuna hiç güvenilmez. Hem Azerbaycan hem de işgal altındaki diğer beldelerimizi kurtarmak için Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)’in müjdelediği Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafetin dönüşü dışında hiçbir çözüm yoktur.

KIBRIS’TA AMERİKA İNGİLTERE ÇATISMASI

İslam beldeleri Hilafet yıkıldıktan sonra paramparça olmuş, hala da olmaya devam ediyor maalesef. Karabağ’dan biraz önce bahsettik, yıllardır Ermenistan’ın işgali altında… Ve dedik ki ivedi bir şekilde kurtarılmalı ve Azerbaycan’a ilhak edilmeli... Birde Kıbrıs var Hz Osman’ın Hilafeti döneminde fethedilen güzide toprak parçamız. 1914 yılında İngilizler tarafından işgal edildi, 1960 yılında sözde bağımsızlık verildi, Kıbrıs Cumhuriyeti oldu. Ama hala İngilizlerin nüfuzu ve etkisi altında kalmaya devam ediyor. Kıbrıs’a yavru vatan diyen Türkiye ne yapıyor bu durum karşısında peki? Adadaki İngiliz nüfuzu yerine Amerikan nüfuzunu hâkim kılmak için çabalayıp duruyor. Yıllardır hem de, hiç bıkmadan usanmadan. Bugünlerde Kıbrıs’ta yeni gelişmeler yaşanıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ilk turu tamamlandı. İkinci turda Türkiye’nin de desteklediği Ulusal Birlik Partisi genel başkanı ve Başbakan Ersin Tatar ile yüzde 30 oy alan mevcut Cumhurbaşkanı Musfafa Akıncı yarışacak.

Ancak seçimlere girmeden iki önemli gelişme yaşandı Kıbrıs ile ilgili…

46 yıl önce Kıbrıs Barış Harekâtından sonra yaşam alanı olmaktan çıkartılan Maraş’ın bir bölümünün açılmasına karar verildi. İlginç olan ise Maraş’ın açılmasının kararı Başbakan Ersin Tatar Türkiye’de iken ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapılan görüşmeden sonra ilan edildi. Maraş’la ilgili açıklanan karardan ne Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, ne Meclisi’nin, ne koalisyon ortağının, nede Maraş’ın açılması çalışmalarını yürüten Dışişleri Bakanı’nın haberi olmadığı ortaya çıktı. Bunu açıkça Türkiye’nin Kıbrıs’ta ABD’nin desteklediği Ersin Tatar’a seçimleri kazandırmak için yaptığı bir hamle olarak görebiliriz. Ancak koalisyon ortağı olan Halkın Partisi adayı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın hükümeti bitirmesi ile karşı hamle geldi. Şimdi Ersin Tatar ve Mustafa Akıncı ikinci turda yarışacaklar.  Kim kazanır kim kaybeder çok da önemli değil. Zira Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı’nın sembolik bir cumhurbaşkanlığından öte hiçbir kıymeti yoktur. Türkiye’den başka hiçbir ülke tarafından tanınmamış bir cumhuriyetten bahsediyoruz. Kimsenin kale almadığı bir Cumhurbaşkanlığı. Rum kesimi ile görüşmelerde dahi kendi iradesini ortaya koyamayan bir cumhurbaşkanlığı. Her daim İngilizlerin gölgesinde yaşayan bir Cumhurbaşkanlığı. Nitekim mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, batının yani İngiltere’nin çıkarları doğrultusunda hareket ediyordu. Hala da tarafını belli ediyor. Türkiye’nin desteklediği Ersin Tatar ise Amerika’nın adamıdır. ABD Türkiye üzerinden hamle yaparak adadaki nüfuzunu artırmak için çalışıyor. Yoksa Azerbaycan meselesinde olduğu Kıbrıs meselesinde de Türkiye ve Müslümanların hayrına bir iş yapmıyor Ak Parti iktidarı ve Erdoğan… Ömrünün Amerika’nın Annan planını hayata geçirmek için harcadı, sonuç ortada bir şey yok.

Hülasa kıymetli Müslümanlar Kıbrıs meselesi İngiliz işbirlikçisi Mustafa Akıncı ile ya da Amerikan’ın adamı Ersin Tatar ile çözüme kavuşturulamaz. Kıbrıs için yegâne çözüm adanın tamamının Türkiye topraklarına ilhak edilmesidir. Kıbrıs İslam toprağıdır. Şehitlerin kanlarıyla alınmıştır. Tek bir karış toprağı dahi satılamaz, devredilemez. Aksine bir bütün olarak yeniden Türkiye’ye bağlanmalıdır.  Bunun yapılabilmesi için ise Raşid-i Hilafet Devletinin yeniden kurulması gerekiyor.

ÇİN’İ KINAYAN MEKTUPTA TÜRKİYE’NİN İMZASI YOK!

Belki her ay bu kürsüden Doğu Türkistan’a yönelik Çin işgali ve zulmü hakkında konuşuyoruz. Sessiz kalan, ihanet eden yöneticiler ve ülkelere çağrılar yapıyoruz. Ama maalesef Çin parası ve dostluğu onlara galip geliyor. Geçtiğimiz günlerde 39 ülke toplama kamplarında zorla tutulan Müslüman Uygurların serbest bırakılması için Çin'e ortak bir mektup yazdı. Bu ülkelerin içinde Kâfir ABD’de vardı, İngiltere ve Fransa’da vardı. Biliyoruz bu kâfirler Doğu Türkistanlı kardeşlerimizi düşündükleri için bu mektubu yazmadılar. Belli çıkarları var elbet onun için yazdılar. Ama her meselede BM’yi göreve çağıran, her meseleyi BM’ye havale eden Türkiye, bu meselede sessiz kaldı, mektuba imza koymadı. Türkiye’de hükümet ile birlikte medya ve bazı çevreler söz birliği etmişçesine Çin zulmünü yok saymaya, Çin’e şirin görünmek adına Doğu Türkistanlı erkeklere, kadınlara, genç kızlara, çocuklara, dahası ailelere uygulanan insanlık dışı muameleleri yokmuş gibi göstermeye çabalıyorlar. Azerbaycan konusunda soydaşlık hamasetiyle hızlıca harekete geçen iktidar, Doğu Türkistan konusunda tek bir adım dahi atmıyor? Müslümanların hamisi ve ümmetin koruyucusu olduğunu iddia eden, ümmet birliğinden dem vuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, Doğu Türkistan’daki Çin zulmü konusunda hala sessizliğini koruyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” sözünün pratikte hiç bir karşılığının olmadığı açığa çıkmış oluyor.

Yine Türk Milliyetçiliği üzerinden siyaset yürüten Parti liderleri, Doğu Türkistan meselesinin Meclis gündeminde konuşulmasına dahi tahammül edemiyorlar. Yaptığı onca zulme rağmen Komünist Çin’e okkalı iki çift söz bile söyleyemiyorlar. Birde utanmadan Doğu Türkistan meselesini gündeme getirenlerin arkasında dış güçler var iftirasını atıyorlar. Zannediyorlar ki, kendilerinin, Ak Parti ve Cumhur ittifakının arkasındaki en büyük şer odağının Amerika olduğunu Müslümanlar bilmiyor. “Zulme Sessiz Kalmak Zulümdur” ilkesini bir kez daha onlara hatırlatıyor ve buradan soruyoruz; Çin’le yaptığınız ticareti bahane edemezsiniz,  her ne sebeple olursa olsun bu sessizliğiniz ihanettir. 39 ülkenin ortak imzasıyla hazırlanan mektuba neden imza koymadınız? Türkiye kimin dostu, Doğu Türkistan'ın mı, yoksa Çin'in mi? Söyler misiniz?

 

Kıymetli Müslümanlar!

Müslümanların başındaki yöneticilerin, Filistin davasında olduğu gibi Doğu Türkistan davasında da ihanetleri tescillendi. Ancak bizler ümmet olarak hep birlikte zulüm altındaki kardeşlerimize destek olmalıyız. İster Doğu Türkistan, ister Arakan, isterse coğrafyamızın başka bir kanayan bölgesi olsun. Türkiyeli Müslümanlar olarak mazlum kardeşlerimizi zalimlerin eline teslim etmemeliyiz. Kâfir Çin’in zalimliğine, vahşetine sessiz kalarak zulme ortak olan yöneticilerin bu tavırlarına tepki göstermeli, onları muhasebe etmeliyiz.  Doğu Türkistanlı Muhacir kardeşlerimizde, bu ilgisizliği sineye çekmemeli. Mazlumların sesi olduklarını söyleyerek Türk Milliyetçiliğini üzerinden siyaset yürüten parti liderlerine ikiyüzlü siyasetlerini hatırlatmalılar.

Son olarak diyoruz ki, Doğu Türkistan davası İslam davasıdır ve yapılan zulümler kıyamete kadar sürmeyecek elbet! Şurası muhakkak bilinmeli ki, Raşidi Hilafet Devleti kurulduğunda ki -Allah’ın izniyle kuruluşu yakındır- bu zulümler bitecek. Müslümanlar tek çatı altında toplandığında, kalpleri ve hedefleri birleştiğinde orduları da birleşecek ve tüm zalimlere, tüm müstekbirlere hadlerini bildirecektir inşaAllah.

GATA BAŞHEKİM YARDIMCISI ALİ EDİZER’İN SÖZLERİ

Geçen hafta Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Ali Edizer’in sosyal medya hesabından yaptığı açıklamalar gündeme oturdu ve hala gündemdeki yerini koruyor. Kemalistler alışık olduğumuz şekilde gerici, yobaz diye saldırırken, AK Parti iktidarı ise bu anormal deyip, görevinden aldığı Edizer’i Güdül Devlet Hastanesi’ne sürgün etti. Bunu az bulan baskıcı unsurları razı etmek için tabiblik görevinden de alındı. Peki Ali Edizer ne yaptı ki bu kadar sert tepki aldı? Yanlış bir ameliyat mı yaptı? Hastaneyi zarara mı uğrattı? Hastalara yanlış teşhis mi koydu? İhaleye fesat mı karıştırdı? Yolsuzluk mu yaptı? Cinsel istismarda mı bulundu? Hayır, sebep bunların hiçbiri değil!  Zaten bunlardan biri olmuş olsaydı bu kadar tepki almazdı.

Kıymetli Müslümanlar

Peki ne yapmış bu hekim? Ne demiş? İki yıldır Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcılığı görevini sürdüren Ali Edizer, Müslümanlara demiş ki: Kadınlarınızı aldatmayın, ailenizi yıkmayın, Allahu Teala size ruhsat vermiş yuvanızı yıkacağınıza ikinci bir eşle nikahlanın. Zaten medeni kanun ile mücadele ediyoruz diyerek güzel bir nasihat de bulundu. Ardından kızılca kıyamet koptu! Tepkiler çığ gibi yağdı.  Gelen tepkilerden de görüyoruz ki burada hedefte olan Ali Edizer değildir.  Zira Edizer, yaklaşık 20 senedir Sağlık Bakanlığı bünyesinde çeşitli üst düzey görevlerde bulunmuş bir hekimdir.  Burada asıl hedef İslam’dır, Allah’ın emir ve yasaklarıdır.  Kin ve nefretin asıl kaynağı İslam düşmanlığıdır. AK Parti ise bu azgın İslam düşmanlarından oy devşirmek adına harekete geçip her zaman olduğu gibi hakkın ve haklının yanında değil potansiyel oy rezervinin yanında durdu.

Görünen o ki 28 Şubat bin yıl sürecek diyenler pek de yanlış dememiş. O zaman Kemalist demokratlar İslam ile savaşıyordu, Müslümanları giyim kuşamından ötürü okullara almıyor, sırf namaz kıldığı için işten atıyorlardı. Bugün muhafazakar demokratlar bayrağı devralmış maalesef. Evet, tam 18 yıldır İslam’ı istismar ederek halktan vekalet alan AK Parti, bugün İslam’ın hükümlerini uygulamaya davet edenlerle mücadele ediyor, sürgün ediyor, görevden el çektiriyor. Kurdukları her cümlede kutsadıkları Demokrasi var ama Müslümanların düşünmesi, düşüncelerini beyan etmesi suç. İfade özgürlüğü var ama İslami fikirleri beyan etmek yasak.  Geçmiş ne de çabuk unutuluyor! Oysa 2007 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan aynı hastaneye gitmiş ve başörtüsünden dolayı kapıdan geri çevrilmişti. O zaman bu zulüm için dünyaları yıkan siz değil miydiniz? Şimdi Emine Erdoğan’ı Gata’nın kapısından geri çeviren zihniyetten ne farkınız kaldı?

Sizin evriminiz dönüşümünüz tıpkı şu hadiste geçtiği gibidir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem ) buyurdu ki: —Siz iyiliği emretmediğiniz ve kötülükten menetmediğiniz zaman durumunuz ne olacak? — Bu da mı olacak Ya Rasulullah? —Evet! Beni sevk ve idare eden Allah'a yemin ederim, bundan daha şiddetli ve dehşetlisi de olacaktır. —Ya Rasulullah bundan daha şiddetlisi ne olabilir ki? —İyiyi kötü ve kötüyü iyi gördüğünüz zaman durumunuz ne olacak? —Bu da mı olacak Ya Rasulullah? —Evet! Beni yoktan var eden Allah'a yemin ederim, bundan daha dehşetlisi olacaktır? —Ya Rasulullah bundan daha dehşetlisi nedir?—Kötüyü emrettiğiniz ve iyiyi yasakladığınız zaman durumunuz nasıl olacak?

Evet aynen hadisi şerifte geçtiği gibi iyiyi yani İslam’ın emir ve yasaklarını emretmekten vazgeçtiniz. Makam ve mevki için bu yeterli gelmedi. İyiyi kötü, kötüyü iyi görmeye başladınız. Makam ve mevkinin nimetlerinden mahrum olmamak için şimdi de kötüyü emredip iyiyi yasakladınız.  Bu evrimin bu dönüşümün sonu Allah şahit ki ateştir! 2004 yılında zinayı serbest bıraktınız. 2011’de İstanbul Sözleşmesini imzaladınız. Ahlaksızlıklar, eşcinsellik, boşanma yaygınlaştı ve evlilikler azaldı. İslam’ı savunanları, İslami hayatın yeniden başlaması için çalışanları zindanlara attınız. Allah’tan korkmadan! Bunu da mı davanız için yaptınız?  O ne olduğu belli olmayan davanız için? İşte Ey Müslümanlar 18 yıldır tek başına iktidar olan, AK Parti’nin serüveni bu şekildedir. Unutmayın ki Laiklik ve demokrasi küfürdür ve Allah Subhanehu ve Teala, küfür ile Hakk’ın gelmesinden razı olmaz olmayacaktır.  Demokrasi kocaman bir yalandır, sizi kandırır ve oyalar durur.  Artık kanmayın !

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.