Namazda Aralıklı Durmak Bidattir, Günahı Yöneticilere Aittir

SORU-CEVAP

Namazda Aralıklı Durmak Bidattir, Günahı Yöneticilere Aittir

Hamd Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun Aline, ashabına ve onu dost edinenler üzerine olsun. Cuma ve cemaat namazında namaz kılanın yanındakinden iki metre uzakta durması hakkında bana soru soran herkese... Bazı Müslüman ülkelerde yöneticilerin, camileri kapattıklarını, açtıklarında ise namaz kılanları iki metre mesafe kuralına mecbur tuttuklarını söylediler... Yetkililerin gerekçesi şu; hasta özürlüdür, nitekim oturarak namaz kılar. Yanındakinden iki metre uzak durması da üzerine kıyas edilir. Hatta hasta olmasa bile hastalık korkusu var, bu yüzden mesafe olur... Soruyorlar, yöneticilerin namaz kılanlara belirtildiği şekildeki bir mesafeyi zorunlu tutması caiz mi? Yoksa namazdaki mesafe, günahı yöneticilere ait bidat midir? Soranlar, cevabı öğrenmek için ısrar ediyor... Sorularına yanıt olarak diyorum ki başarı Allah’tandır:

Daha önce bidat hakkında birden fazla cevap yayınlamıştık. Soranlar, bidati enine boyuna düşünmüş olsalardı, belirtilen şekildeki bir mesafenin bidat olduğunu, insanlara bu mesafeyi zorunlu tutmaları halinde günahının yöneticilere ait olduğu yanıtına varırlardı. Bunun açıklaması şöyledir:

Birincisi: 28 Recep 1434 / 07 Haziran 2013 tarihinde yayınladığımız cevapta şöyle geçmektedir: ... Bidat, Şeriatın eda keyfiyetini belirttiği emrine muhalefettir. Lisanul Arapta geçtiği gibi bidat sözcüğü dilde şu anlama gelir: المبتدع الّذي يأتي أمراً على شبهٍ لم يكن“Olmayan benzer bir şeyi getiren kişi bidatçidir...وأبدعت الشّيء“Bir şey bidat ettim demek, örneği olmayan şeyi icat ettim demektir.” Istılahta da bidat sözcüğü bu manadadır. Yani Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellemin yaptığı bir örnek olur ve Müslüman da o örneğe aykırı hareket ederse, Şeriatın şeri bir emir ile edasını açıkladığı şeri keyfiyete aykırı hareket etmiş olur. Şu hadis bu anlama delalet eder:

وَمَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ Kim dinimiz üzerinde olmayan bir iş yaparsa, merduttur.[Buhârî, Müslim] Böylece kim namazda iki yerine üç secde yaparsa, bidat işlemiş olur. Çünkü Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellemin fiiline aykırı davranmıştır. Kim Minada şeytan taşlamak için yedi yerine sekiz taş atarsa, bidat işlemiş olur. Çünkü Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellemin fiiline aykırı hareket etmiştir. Kim de ezanın sözlerine ekleme yaparsa ya da eksiltirse, bidat işlemiş olur. Çünkü Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellemin onadığı ezan sözlerine aykırı hareket etmiştir...

Şeriatın eda keyfiyetini belirttiği emrine muhalefet, şeri hükümler kategorisinde yer alır. Eğer muhalefet, emre bitişik gelen karineye göre teklifi hükümdense haram ya da mekruh olduğu, yok vâzi hükümdense, batıl ya da fasit olduğu söylenir...

Örneğin: Müslim’in Aişe Radiyallahu Anhadan rivayet ettiğine göre Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellemin namazını tanımlarken şöyle dedi:

وَكَانَ إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ لَمْ يَسْجُدْ، حَتَّى يَسْتَوِيَ قَائِماً، وَكَانَ إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ السَّجْدَةِ، لَمْ يَسْجُدْ حَتَّى يَسْتَوِيَ جَالِساً Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem başını rükûdan kaldırdığı zaman tam doğrulmadıkça secdeye gitmezdi. Secdeden de başını kaldırdığı zaman tam oturmadıkça secdeye gitmezdi...Burada Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Müslüman rükûdan kalkınca tam doğrulmadıkça secdeye gidemeyeceğini, secdeden kalkınca da, tam oturmadıkça diğer secdeye gidemeyeceğini açıkladı. Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu keyfiyeti beyan etti. Bu keyfiyete muhalefet eden kimse, bidat işlemiş olur. Namaz kılan kimse, rükûdan kalkınca tam doğrulmadan secdeye giderse, bidat işlemiş olur. Çünkü Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellemin açıkladığı keyfiyete aykırı davranmıştır.

Ama örneğin Müslimin Ubade ibn es-Sametten rivayet ettiğine göre

يَنْهَى عَنْ بَيْعِ الذَّهَبِ بِالذَّهَبِ، وَالْفِضَّةِ بِالْفِضَّةِ، وَالْبُرِّ بِالْبُرِّ، وَالشَّعِيرِ بِالشَّعِيرِ، وَالتَّمْرِ بِالتَّمْرِ، وَالْمِلْحِ بِالْمِلْحِ، إِلَّا سَوَاءً بِسَوَاءٍ، عَيْناً بِعَيْنٍ، فَمَنْ زَادَ، أَوِ ازْدَادَ، فَقَدْ أَرْبَى Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ves Selam altının altınla, gümüşün gümüşle, buğdayın buğdayla, arpanın arpayla, hurmanın hurmayla ve tuzun tuzla misli misline, birbirine eşit ve peşin olmadıkça satışını yasakladı. Her kim fazla verir veya alırsa şüphesiz ribâ yapmış olur.Müslüman bu hadise aykırı davranır da altını altınla misli misline değil de fazlasıyla satarsa, bidatten ziyade haram yani faiz işlediği söylenir.

Özetle, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem tarafından beyan edilen keyfiyete muhalefet, bidattir. Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellemin keyfiyeti açıklanmamış mutlak emrine muhalefet, şeri hükümler kategorisinde yer alır. Delile göre haram ve mekruh... Batıl ve fasit olur...” 08 Zilhicce 1436 / 22 Eylül 2015 tarihinde bidat hakkında daha detaylı cevap yayınladık. Öncesinde ve sonrasında başka cevaplar da yayınladık. Bu cevaplar, Allah’ın izniyle yeterli ve kâfidir.

İkincisi: Bu nedenle Müslüman ülkelerdeki devletler, ister Cuma isterse cemaat namazında olsun özellikle de semptomları olmadan bulaş korkusu ile yanındakinden bir ya da iki metre uzak durmayı namaz kılana zorunlu tutarsa, büyük bir günah işlemiş olurlar. Zira bu mesafe bidattir. Çünkü Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şeri delillerle açıkladığı safların keyfiyeti ve sıkılaştırılmasına açıkça aykırıdır. O delillerden bazıları şunlar:

- Buhari’nin Sahihinde Ebu Süleyman Mâlik b. Huveyris’ten rivayet ettiğine göre:

أَتَيْنا إلى النبيِّ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ ونَحْنُ شَبَبَةٌ مُتَقارِبُونَ، فأقَمْنا عِنْدَهُ عِشْرِينَ يَوْمًا ولَيْلَةً، وكانَ رَسولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ رَحِيمًا رَفِيقًا، فَلَمَّا ظَنَّ أنَّا قَدِ اشْتَهَيْنا أهْلَنا - أوْ قَدِ اشْتَقْنا - سَأَلَنا عَمَّنْ تَرَكْنا بَعْدَنا، فأخْبَرْناهُ، قالَ: ارْجِعُوا إلى أهْلِيكُمْ، فأقِيمُوا فيهم وعَلِّمُوهُمْ ومُرُوهُمْ - وذَكَرَ أشْياءَ أحْفَظُها أوْ لا أحْفَظُها - وصَلُّوا كما رَأَيْتُمُونِي أُصَلِّي، فإذا حَضَرَتِ الصَّلاةُ فَلْيُؤَذِّنْ لَكُمْ أحَدُكُمْ، ولْيَؤُمَّكُمْ أكْبَرُكُمْ “Biz aynı yaşlarda bir grup genç Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e gelmiş ve yirmi gün boyunca yanında kalmıştık... Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem çok merhametli ve şefkat dolu bir kimseydi... Haydi ailenizin yanına dönün ve onların yanında kalarak kendilerini bilgilendirin. Onlara şu namazı şu vakitte, bu namazı bu vakitte kılmalarını söyleyin. Namaz vakti geldiğinde içinizden biri ezan okusun, en yaşlınız da size imam olsun.

- Buhari’nin Sahihinde Enes İbn Malik’ten rivayet ettiğine göre

أُقِيمَتِ الصَّلاةُ، فأَقبَل عَلينَا رسُولُ اللَّهِ ﷺ بِوَجْهِهِ فقَالَ: أَقِيمُوا صُفُوفَكُمْ وتَراصُّوا، فَإنِّي أَراكُمْ مِنْ وَرَاءِ ظَهْرِي“Bir defasında namaz kılmak için kamet getirilmişti. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bize yüzünü döndü ve şöyle buyurdu: Saflarınızı dümdüz tutunuz ve birbirinize sımsıkı yapıştırınız. Zira ben sizi arkamdan da görüyorum.

- Müslim’in, Sahihinde Numan b. Beşir’den rivayet ettiğine göre

أَنَّ رسولَ اللَّه ﷺ كانَ يُسَوِّي صُفُوفَنَا، حتَّى كأَنَّما يُسَوّي بهَا القِدَاحَ، حَتَّى رَأَى أنَّا قَد عَقَلْنَا عَنْهُ. ثُمَّ خَرَج يَوْمًا فَقَامَ حَتَّى كَادَ يُكَبِّرُ، فَرَأَى رجُلا بَادِيًا صدْرُهُ مِنَ الصَّفِّ فقالَ: عِبَادَ اللَّهِ، لَتُسَوُّنَّ صُفُوفَكُمْ، أَوْ لَيُخَالِفَنَّ اللَّه بيْنَ وجُوهكُمْ “Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem okları düzeltir gibi saflarımızı düzeltirdi. Bizi alıştırıncaya kadar buna devam etti. Sonra bir gün camiye gelip namaza hazırlandı; tam tekbir alacağı sırada birinin göğsünün safta ileri çıktığını gördü. Bunun üzerine: Ey Allahın kulları! Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da Allah aranıza ayrılık verir, buyurdu.

- Yine Müslim’in Sahihinde Cabir İbn Semura’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

أَلا تَصُفُّونَ كَمَا تُصُفُّ الملائِكَةُ عِنْدَ رَبِّهَا؟ فَقُلْنَا: يَا رسُولَ اللَّهِ وَكَيْفَ تَصُفُّ الملائِكةُ عِند ربِّها؟ قَالَ: يُتِمُّونَ الصُّفوفَ الأُولَ، ويَتَراصُّونَ في الصفِّMeleklerin Rableri huzurunda saf bağlayıp durdukları gibi saf bağlasanız ya!” Bunun üzerine biz: Yâ Rasûlullah! Melekler Rablerinin huzurunda nasıl saf bağlayıp dururlar? diye sorduk. Şöyle buyurdu: Onlar öndeki safları tamamlayıp birbirine perçinlenmiş gibi bitişik dururlar.

- El Hâkim’in Abdullah b. Amr’dan rivayet edip Müslim’in şartına göre sahihi hadis dediği hadiste Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

مَنْ وَصَلَ صَفّاً وَصَلَهُ اللَّهُ، وَمَنْ قَطَعَ صَفّاً قَطَعَهُ اللَّهُ Kim safa ulaşırsa Allah da ona ulaşır. Kim saftan ayrılırsa Allah da ondan ayrılır.

- Ahmed’in, Abdullah b. Ömer’den rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

أَقِيمُوا الصُّفُوفَ فَإِنَّمَا تَصُفُّونَ بِصُفُوفِ الْمَلَائِكَةِ وَحَاذُوا بَيْنَ الْمَنَاكِبِ وَسُدُّوا الْخَلَلَ وَلِينُوا فِي أَيْدِي إِخْوَانِكُمْ وَلَا تَذَرُوا فُرُجَاتٍ لِلشَّيْطَانِ وَمَنْ وَصَلَ صَفّاً وَصَلَهُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى وَمَنْ قَطَعَ صَفّاً قَطَعَهُ اللَّهُ Safları düz tutun, Meleklerin safı gibi saf tutun, omuzları bir hizaya getirin, aradaki boşlukları kapatın, kardeşlerinizin (sizi düzeltmeye çalışan) ellerine karşı nezaketli olun. Arada şeytan gedikleri bırakmayın. Kim safa kavuşursa Allah ona kavuşur. Kim de saftan koparsa Allah da ondan kopar.

Bu hadiste Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, cemaat namazını eda keyfiyetini tamamen açıklıyor. Sahabe Radiyallahu Anhum bu keyfiyete bağlı kalıyordu. Malik’in Muvatta’da, Beyhaki’nin Sünenül Kübra’da rivayet ettiğine göre

أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ كَانَ "يَأْمُرُ بِتَسْوِيَةِ الصُّفُوفِ، فَإِذَا جَاءُوهُ فَأَخْبَرُوهُ أَنْ قَدِ اسْتَوَتْ، كَبَّرَ “Ömer İbn’ul Hattab, safların düzgün olmasını emrederdi. Ömer’e gelip safların düzgün olduğunu haber verdiklerinde tekbir getirdi.

Üçüncüsü: Şöyle denmez, bulaşıcı hastalık, namazda mesafeyi caiz kılan bir mazerettir. Böyle denmez. Çünkü bulaşıcı hastalık, camiye gidilmemesi için bir mazerettir, camiye gidilip namaz kılanın yanındakinden bir ya da iki metre aralıklı durulması için bir mazeret değildir! Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem döneminde de bulaşıcı hastalıklar (Taun) meydana gelmişti. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den veba enfeksiyonuna yakalanan birinin namaza gidip arkadaşından iki metre mesafede durduğu varit olmuş değil. Tam tersine özürlüdür, evinde namaz kılar... Devlet himayesinde hastalığın yayıldığı bölgenin özenle ücretsiz tedavisine odaklanılır... Sağlıklılar o bölgeye karıştırılmaz... Müslim’in, Usame ibn Zeyd’den rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

الطَّاعُونُ آيَةُ الرِّجْزِ ابْتَلَى اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بِهِ نَاساً مِنْ عِبَادِهِ، فَإِذَا سَمِعْتُمْ بِهِ فَلَا تَدْخُلُوا عَلَيْهِ وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلَا تَفِرُّوا مِنْهُ “Taun Allah Azze ve Celle’nin kullarından bazı insanları müptela kıldığı azap işaretidir, o halde bir yere bulaştığını duyduğunuzda oraya girmeyin ve ne zaman olduğunuz yere girmişse ondan kaçmayın.Yani bulaşıcı hastalığa yakalanan bir hasta, sağlıklı kimselere karıştırılmaz. Allah’ın izniyle kendisine yeterli ve kâfi ilaç temin edilir. Sağlıklı biri ise, camiye gider, her zamanki gibi mesafesiz bir şekilde Cuma ve cemaat namazını eda eder...

Dördüncüsü: Yine şöyle denmez, salgın anında namazdaki mesafe, hastalık anında oturarak namaz ruhsatına kıyas edilir. Zira bu, şeri bir kıyas değildir. Çünkü hasta birinin oturarak namaz kılması, Allah’tan bir ruhsattır. Yani hastalık mazereti var. Mazeretler, sebeptir, illet değil. Şeriat, sebepleri illletlendirmemiştir. Her bir mazeret, başkası için değil mazeret olarak geldiği hüküm için bir mazerettir. Gelen hükme özgü bir mazeret olarak kabul edilir. Her hüküm için genel bir mazeret değildir. Mazeretin illetlik yönü anlaşılmaz. Dolayısıyla kıyas götürmez. Sebep, varlığına sebep olan şeye özgüdür. Başkasına geçmez. Onun için üzerine kıyas yapılmaz. İllet ise böyle değil. İllet, kendisinden dolayı teşri edilen hükme özgü olmaz, başkasına da geçer ve üzerine kıyas edilir... Buradan açığa çıkıyor ki ibadettekiler sebeptir, illet değil. İbadetler tevkifidir (Şeriatın belirlediği ve dondurduğu hüküm). İlletlendirilmezler ve üzerlerine kıyas yapılmaz. Çünkü sebep, sebebi olduğu şeye özgüdür.

Beşincisi: Kaldı ki ruhsat, vâzi bir hükümdür. Ruhsat, Şarinin kulların fiillerine ilişkin vâzi yoluyla bir hitabıdır. Mademki ruhsat, Şarinin hitabıdır, öyleyse ona delalet eden şeri bir delilin olması kaçınılmazdır. Örneğin hastanın oturarak namaz kılması konusunda Buhari’nin Sahihinde İmran b. Husayn’dan rivayet ettiğine göre

كَانَتْ بِي بَوَاسِيرُ فَسَأَلْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ الصَّلاةِ، فَقَالَ: صَلِّ قَائِمًا، فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَقَاعِدًا، فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَعَلَى جَنْبٍBenim basurlarım vardı. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e namaza dair soru sordum da şöyle buyurdu: “Ayakta namaz kıl, gücün yetmezse oturarak, gücün yetmezse yanın üzere yatarak (kıl)” diye buyurdu.” Bu, bir ruhsattır yani şeri delilin getirdiği bir özürdür. Şeri delilin belirli bir hüküm için özür olarak getirdiği her şey, özür kabul edilir. Hakkında bir delil yoksa hiçbir değeri yoktur ve kesinlikle şeri bir özür olarak kabul edilmez... Namazda hastanın yanındakinden bir ya da iki metre uzak durması konusunda hiçbir delil yok. O halde şeri olarak yukarıdaki sözün hiçbir kıymeti harbiyesi olmaz. Doğru da değil... Peki, hasta değilse, sadece hastalık beklentisinden dolayı nasıl olur?

Altıncısı: Yukarıdakilerin özeti şu şekildedir:

1- Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in namaz için açıkladığı keyfiyeti değiştirmek, bidat sayılır. Bu durumdaki şeri hüküm şöyledir; sağlıklı biri, her zamanki gibi arada boşluklar olmadan yapışık saflarda namaz kılmak için camiye gider. Bulaşıcı hastalıklı biri camiye gitmez, dolayısıyla başkalarına bulaştırmaz.

2- Eğer devlet camileri kapatır, sonra da sağlıklı insanların Cuma ve cemaat namazları için camilere gitmesini yasaklarsa, Cuma ve cemaat namazını iptal etmesinden ötürü büyük bir günah işlemiş sayılır. Camiler, Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in açıkladığı gibi namaz için açık kalmaya devam etmelidir.

3- Keza devlet, Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in belirlediği keyfiyete uygun olarak namaz kılanları namazdan alıkoyarsa, dahası, özellikle de semptomları olmadan bulaş korkusuyla yanındakinden bir ya da iki metrelik mesafeyi namaz kılana zorunlu tutarsa, yine büyük bir günah işlemiş sayılır.

Bu konuda benim tercih ettiğim şeri hüküm budur. Allah en iyisini bilir ve en iyi hüküm verendir... Allah’tan Müslümanları işlerinin en düzgün olanına hidayet etmesini, emrettiği gibi Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya ibadet etmelerini, Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yoluna bağlanmalarını, sapmadan Raşidi Hilafetin kurulması ile Hanif Şeriatı ikame etmelerini diliyorum... Şüphesiz bunda Allah’ın izniyle iyilik ve zafer vardır. Yeryüzünde ve gökyüzünde hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz. O, Aziz ve Hâkimdir.

ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Kardeşiniz

 

H.17 Şevval 1441
M.08 Haziran 2020

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.