VİRÜSE RAĞMEN ANITKABİR’DE TAZİM YAPILDI

HAFTALIK GÜNDEM DEĞERLENDİRME

VİRÜSE RAĞMEN ANITKABİR’DE TAZİM YAPILDI

Meclis koltuklarında oturuyorsunuz, kürsülerden konuşuyorsunuz, halka kendinizi çağdaş ve ilerici diye yutturuyorsunuz ama ne kadar bağnaz ne kadar gerici ve yobaz olduğunuz 23 Nisan’da görüldü. Bu halk, düğün, nişan gibi sevinç günlerini ertelemek zorunda kaldı, uyarılara kulak verdi ve toplum sağlığını önemsedi. Bu halk ölen yakınlarının cenaze namazlarında bile bulunamadı, yaslarını dahi tutamadı, taziyelerini kabul edemedi. Bu halk en çok sevdiklerini, babalarını, annelerini göremedi, onları ziyarete gidemedi. Ama siz güya halkın vekili olan siz, halkı yönetenler Anıtkabir’e gitmekten geri durmadınız, taşların karşısında tazimde bulunmaktan geri durmadınız.

VİRÜSE RAĞMEN ANITKABİR’DE TAZİM YAPILDI

Korona tedbirleri gereği geçtiğimiz hafta 4 gün, 31 Büyükşehir’de ve Zonguldak’ta sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti malum biliyorsunuz. Bu 31 ilden biri de Ankara idi, Türkiye’nin başkenti Ankara. İstanbul’dan sonra İzmir ve Kocaeli ile birlikte Ankara’nın da Covid-19 vaka sayılarının en yoğun olduğu iller arasında olduğu açıklanmıştı. Ama Ankara sokağa çıkma yasağını ihlal etti. Ankara halkı değil, Ankara’daki Milletvekilleri, yöneticiler, siyasetçiler, sözüm ona ülkeyi yönetenler ihlal ettiler.

23 Nisan günü Meclis Başkanı öncülüğünde kalabalık bir milletvekili grubu, sosyal mesafe kuralını hiçe sayarak Anıtkabir’de tören düzenlediler ve tazim de bulundular. Siz töreni canlı yayınlayan televizyonlarda gördünüz belki, peki ya hiç sordunuz mu bunlar niçin sokağa çıkma yasağını çiğniyorlar? Hiç sordunuz mu bunlar sosyal mesafeyi ihlal ederek nereye, niçin yürüyorlar. Ya da herhangi bir haber spikerinin bu yönde bir haber sunduğunu duydunuz mu? Umreciler hakkında bu kadar ileri geri konuşanların vekiller hakkında bir şey dediğini duydunuz mu? Bilim kuruluymuş, sosyal mesafeymiş, bulaşmış, maskeymiş. Demek ki hepsi, Anıtkabir’e kadarmış

Şimdi hem kendi adımıza hem de sizin yerinize biz soruyoruz! Bu ihlali gerçekleştirenler hakkında şu ana kadar şu dakikaya kadar herhangi resmi bir cezai işlem yapıldı mı yapılmadı mı? 20 yaş altı gençler ve çocuklar, 65 yaş üstü ihtiyarlar haftalardır dışarı çıkmıyorlar. Neden, çünkü uzmanlar uyarıyor aman sağlığınız için çıkmayın diyorlar. Neden çünkü yetkililer uyarıyor çıkarsanız cezayı keseriz diyorlar. Korona sürecinde kurallara uymayan, sokağa çıkma yasağını ve sosyal mesafeyi ihlal edenler hakkında cezai işlem yapılıyor. İçişleri Bakanlığı bu 4 günlük yasak sürecinde tam 35 bin 422 kişi hakkında işlem yapıldığını açıkladı. Peki, o zaman soruyorum; bu 35 bin 422 kişi içinde Anıtkabir’e giden vekiller, parti başkanları ve siyasetçiler var mı? Var mı yok mu? Olmadığını biz biliyoruz da siz cevap verin var mı yok mu? Yok! O halde çıkardığınız bu kanun ve yasalar ne anlam ifade ediyor?

Çoluk çocuk, genç yaşlı herkes, gariban halk, vatandaş uysun,  milletvekilleri ve yöneticiler korunsun diye mi bu yasaları çıkarıyorsunuz? Yoksa milletvekillerinin virüse karşı da mı dokunulmazlıkları var? Virüs size dokunamıyor mu yoksa? Sizin bu yaptığınız ne bilim, ne ilim nede inanç ile izah edilir. Meclis koltuklarında oturuyorsunuz, kürsülerden konuşuyorsunuz, halka kendinizi çağdaş ve ilerici diye yutturuyorsunuz ama ne kadar bağnaz ne kadar gerici ve yobaz olduğunuz 23 Nisan’da görüldü. Bu halk, düğün, nişan gibi sevinç günlerini ertelemek zorunda kaldı, uyarılara kulak verdi ve toplum sağlığını önemsedi. Bu halk ölen yakınlarının cenaze namazlarında bile bulunamadı, yaslarını dahi tutamadı, taziyelerini kabul edemedi. Bu halk en çok sevdiklerini, babalarını, annelerini göremedi, onları ziyarete gidemedi. Ama siz güya halkın vekili olan siz, halkı yönetenler Anıtkabir’e gitmekten geri durmadınız, taşların karşısında tazimde bulunmaktan geri durmadınız.

Buradan Müslüman halkı Cuma namazından, cemaatle vakit namazı ve teravih namazından mahrum eden yöneticilere de sesleniyorum. Eğer gerçekten bu halkı ve tüm insanlığı felaha kavuşturacak bir değer, bir düşünce ve inanç arıyorsanız o Anıtkabir’de değil. O Allah Subhanehu ve Teala’nın 14 asır önce insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarmak için gönderdiği İslam’dadır. Eğer düzen arıyorsanız bu laik demokratik düzenden ne size ne insanlığa hiçbir fayda yoktur. Laiklik küfürdür, demokrasi küfürdür.  Eğer sistem arıyorsanız o sistem, 23 Nisan’da ilan edilen meclisin içinde olduğu İngilizci parlamenter sistemi,  öve öve bitiremediğiniz içi boş Amerikancı başkanlık sistemi değildir. O düzen İslami düzendir, o sistem hilafettir. O halde hakikati başka yerde aramayın, şunu da unutmayın! Kemalistleri memnun etmeniz size Allah’ın gazabından başka hiçbir şey kazandırmayacak. Onların çığırtkanlıklarına boyun eğmek zillettir, onlara karşı durup laik düzenleri ve şirk üzere kurulu kutsallarıyla mücadele etmek ise izzettir.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN GERİ ÇEKİLMELERİ İÇİN YÖNETİCİLERE ÇAĞRI YAPIN

Bir birkaç gündür Diyanet İşleri Başkan'ı Prof. Dr. Ali Erbaş'ın zina ve eşcinsellik ile ilgili Cuma hutbesini konuşuluyor. Diyanet İşleri Başkanı Ankara Hacı Bayram Caminde temsili olarak kılınan Cuma namazı hutbesinde, İslam’ın zinayı haram kıldığını, Lûtîliği ve eşcinselliği ise lanetlediğini söyledi. Bu kötülük ve sapkınlıkların hiv virüsü gibi hastalıkları yaygınlaştırdığını bu sebeple bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele etmenin gerektiğini ifade etti. Bunun üzerine İHD Ankara Şubesi Ali ERBAŞ hakkında suç duyurusunda bulundu. Peşinden Ankara Barosu İslam’ı dogmatik ve gericilikle itham eden saldırgan ve bir o kadar küstah bir açıklama yayınladı. Savcılık Ankara Barosu hakkında soruşturma başlatınca ikin kez bir açıklama yayınladı baro ve Diyanet’in İstanbul Sözleşmesine aykırı iş yaptığını beyan etti.

Bu laik kesimlere cevabımızı birazdan vereceğim ama ondan önce bazı noktaları hatırlatmak istiyorum.

Öncelikle şunun altını çizelim; evet, İslam zinayı haram kılmıştır, İslam sapkınlık olan eşcinselliği lanetlemiş ve yasaklamıştır. Ali Erbaş’da Diyanet İşleri Başkanı olarak hutbede İslam’ın zina ve eşcinsellik hakkındaki hükmünü söylemiştir. Nasıl ki içkiye ve kumara ve faize haram diyorsa, zina ve eşcinselliğe de haram dedi.  

Lakin Kıymetli Müslümanlar! Gelgelelim ki Türkiye, halkı Müslüman olan, nizamı İslam’a zıt olan ve İslam’a göre küfür olan laik demokratik bir devlettir. Bu sebeple Hilafetin kaldırıldığı günden beri devletin din ile Müslüman halkın dini, yani Laiklik ve İslam arasında doku uyuşmazlığı vardır. Ali Erbaş'ın yaptığı açıklama bu gerçeğin resmi ağızdan ilanıdır. Çünkü İslam'ın lanetlediği zina, eşcinsellik gibi günahlar Türkiye'deki demokratik yasalara göre özgürlükler kapsamında serbest ve meşru kabul ediliyor. İşte meselenin en can alıcı noktası ve asıl konuşulması gereken konu burasıdır. Allah'ın lanetinden kurtulmanın, nesillerin çürümesinden kurtulmanın yolu burasıdır. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın "Ne yaptık da bu Korona musibeti başımıza geldi" sorusunun cevabı da buradadır.

Ancak ne yazık ki Ali Erbaş ve ona destek veren diğer Müslüman kanaat önderleri yaptığı yorumlarda meselenin bu yönünü görmezden geliyorlar. Hal böyle olunca da ifsadın kaynağının yani sorunun kaynağının laiklik ve demokrasi olduğu da görülmemiş oluyor. Sanki İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunu çıkaranlar, uygulayanlar, destekleyenler bu ülkenin iktidarı değilmiş gibi birde çıkıp Ali ERBAŞ’a destek açıklaması yapıyorlar. Onlara göre Ali Erbaş kim? Hutbede dinin hükümlerini anlatan ama sadece anlatan Diyanet İşleri Başkanı. Peki, zinayı serbest kılarak, eşcinsellik ve sapkınlıkları yasallaştırarak Allah’ın hükümlerini çiğneyenler kim? Ülkeyi yönetenler yani devlet ricali. Böyle olunca hutbede İslam’ın hükümlerini anlatan Ali ERBAŞ’A verilen desteğin ne anlamı kalıyor? Ali ERBAŞ İslam zinayı haram kıldı diyor, siz serbest kılıyorsunuz, Ali ERBAŞ İslam eşcinselliği lanetledi diyor siz yasallaştırıyorsunuz. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu… Ondan sonra da İslam düşmanı laik Ankara Barosu “biz İstanbul Sözleşmesine dayanarak açıklama yaptık” diyor. 

Kıymetli Müslümanlar!

Şimdi Müslümanlar adına buradan Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Erbaş'a birlikte bir çağrıda yapalım: Sayın Diyanet İşleri Başkanı Sayın ERBAŞ! Eğer sözlerinizde samimi iseniz, zina ve eşcinsellik gibi sapkınlarla gerçekten mücadele etmek istiyorsanız, bu sapkınlıklara zemin hazırlayan İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilmeleri için yöneticilere açık çağrı yapın. Allah'ın emri ve Rasulullah'ın Sünneti üzere rıza ve nikâh yoluyla erken yaşta evlendikleri için tecavüzcü muamelesi yapılan babaların derhal serbest bırakılması için yöneticilere çağrı yapın! İslam’da din ile devletin ayrı olamayacağını din işleri ile devlet işlerinin birbirinden ayrılamayacağını onlara hatırlatın. Dinin bir bütün olduğunu söyleyin. Nasıl ki zinaya haram diyorsunuz, nasıl ki faiz ve kumar haramdır diyorsunuz aynı şekilde tüm siz tüm imamlar Allah'ın indirdikleriyle hükmetmek farzdır diye söyleyin. Allah'ın hükümlerin göre yöneticileri muhasebe etmenin farz olduğunu söyleyin. Allah'ın dininin hayata hâkim olması için Müslümanlara davet çalışmasının farz olduğunu söyleyin! Bu laik demokratik düzenin küfür olduğunu İslam’ın yönetim sisteminin Hilafet olduğunu camilerin kürsüleri ve minberlerinden haykırın! Eğer bunu yaparsanız işte o zaman ilmin hakkını vermiş olursunuz, Müslümanların ve insanlığın kurtuluşu için önemli bir adım atmış olursunuz. İşte o zaman hiç ama hiç yalnız kalmazsınız. Çünkü âlemlerin Rabbi olan Allah yanınızda sizinle olur.

Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan ve onun nezdinde diğer siyasilere de bir çağrıda bulunuyorum: Sizler toplum olarak yaşadığımız bu kötülüklerden bizzat sorumlusunuz. Kâfir batıyı razı etmek ve koltuklarınızı korumak için İstanbul Sözleşmesini uygulamaya koyarak bu sapkınların önünü açtınız. Aile nesil ve toplumun ifsat edilmesine razı oldunuz. Sayın Ali Erbaş'a destek vererek Müslümanlar nezdinde kendinizi temize çıkaracağınızı zannetmeyin. Daha da önemlisi halkımızın başına bela ettiğiniz tüm bu fasit sözleşmeleri fesh edip Allah'ın indirdikleriyle hükmetmediğiniz sürece yarın gizli ve açık her şeyi bilen Allah'ın huzurunda temize çıkamazsınız. Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi denilen fasit sözleşmeden derhal imzanızı çekin ve gelecek nesilleri kurtarmak için harekete geçin!

Son olarak Müslüman halkımıza bir çağrıda bulunuyorum: Allah'ın hükümlerine verdiğiniz destekle İslam'a olan bağlılığınızı gösterdiniz. Aynı bağlılığı Allah'ın hükümlerinin tatbik edilmesi ve Hilafetin yeniden kurulup İslam'ın korunması için de gösterin. İşte o zaman İslam düşmanlarına gerçek bir ders vermiş olursunuz.

 

LAİKLERİN İSLAM DÜŞMANLIĞI

Az önce üzerinde konuştuğum iki konuda, hem 23 Nisan Anıtkabir ziyareti hem de Diyanet İşleri Başkanı Ali ERBAŞ’ın açıklamaları konusunda Müslümanlar; bir takım laik, Kemalist, ateist güruhun hakaretlerine maruz kaldılar. İslam’a ve Müslümanlara hakaret ve galiz küfürler etmeyi hayatın alışkanlığı haline getirmiş bu güruh Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ürünüdürler. Bu laik küfür sistemi ile bunlar kimliklerini ve ruhlarını kaybedip kendi kültürlerine yabancılaştılar.

Hilafet İngilizlerin direktifi ve işbirlikçilerin eliyle kaldırıldığında Batı kültürünü ve batılı yaşam tarzını içselleştirmiş bir nesil yetiştirmek için kolları sıvadılar. Laik eğitim sistemiyle kendi kültürüne düşman, batı hayranı nesiller yetiştirilmeye çalışıldı ve maalesef burada başarı sağladılar. Bu durumu görene kadar daha hala tereddüt içinde bekleyen İngilizler işte o zaman nihai zaferi kutlamaya başladılar. Toprakları işgal eden, bölüp parçalayan, servetleri elinden alan kendileri olmasına rağmen, Müslümanların kendisine hayran; Hilafet’e ise düşman bir nesil tam da onların hedeflediği bir nesildi. Yalan üzerine kurulmuş bir kahramanlık hikâyesine inanan, düşünemeyen, düşünenleri, fikir üretenleri, hak sözü söyleyenleri düşman belleyen, tüm hakikatlere kulaklarını tıkayarak haydin Arabistan’a diyen bu nesillerin bildiği tek şey; “bu ülke bizim, Türkiye laiktir laik kalacak” repliği… Onlar bu ezberletilmiş cümlelerin dışına çıkamazlar. Fikirlerini savunacak, tartışacak ve doğruluğunu ispat ederek insanları ikna edecek bir kapasiteleri yoktur. İşte bu nedenle onları ya “Türkiye laiktir laik kalacak” derken ya da galiz küfürler savururken görürsünüz.

Bu azgın güruhun mensupları belki, okuyup doktor oldular, belki mühendis oldular, belki avukat oldular ama hep İngilizlerin ektiği zehirli tohumlardan beslenerek büyüdüler. Ezbercilikten, hakaretten, saldırıdan ve tehditten uzaklaşamadılar. İşte Ankara Barosu’nun yaptığı skandal açıklama! Bir okuyun bakın, altında yatan çirkin zihniyeti görün Allah için! İslam’ı çağlar öncesinde kalmış bir din gibi, kadına değer vermeyen, onu cadı olarak görüp yakan bir dinmiş gibi tanımlayan Ankara Barosu; kaybedilmiş, yabancılaşmış, düşmanın eline geçmiş bir neslin fotoğrafıdır.  Laik sistemin yetiştirdiği bu zihinleri gördükten sonra, İngilizlerin 6 asırlık Osmanlı’ya karşı savaşta başarı sağlarken M. Kemal’in kurduğu körpe hükümete neden yenildiğini daha iyi anlamış olursunuz. İngilizlerin İstanbul’u herhangi bir direniş göstermeden neden terk ettiği açık bir şekilde ortaya çıkmış olur.

Evet, Kıymetli Müslümanlar!

Buradan bir kez daha bu azgın laik Kemalistlerin ve ateistlerin doluştuğu Ankara Barosuna ve tüm laik Kemalist kesimlere sesleniyoruz! Siz Bu ülkenin sahibi değilsiniz! Artık beğenmediğiniz kişileri Arabistan’a, İran’a gönderme zırvalığını da bırakın. Siz devletinizi yıkan, topraklarınızı parçalayan, servetlerinize el koyan Batılıların, İngilizlerin fikirlerine, kültürlerine, yaşam tarzına âşık olmuş zavallılarsınız!

Siz sosyolojik tabirle Stockholm sendromu yaşayan hasta tiplersiniz! Sizin bu davranışınız normal bir insan davranışı değil! Batı ve bilhassa İngilizler sizi köleleştirdi ama siz bunun dahi farkında değilsiniz! Efendilerinize olan sevginiz gözlerinizi o kadar kör etmiş ki hakikatleri görmekten, doğrulara tabi olmaktan çok uzaksınız! Unutmayın ki yalan ve münafıklık üzerine kurulan bu laik düzen elbet yıkılacak! Ahlaksızlık üreten, zulüm yayan, adaletin sadece fakirlere işletildiği hiçbir düzen hayatta kalamaz. Bu gerçek sizin kokuşmuş düzeninize de isabet edecektir. Bu hakikatten ve gelecekten sizi kimse kurtaramaz! O çok güvendiğiniz, aşık olduğunuz, sırtınızı dayadığınız Batılı efendileriniz bile…

“Deki ey kâfirler! Yenileceksiniz ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz.”  (Ali İmran 12)

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu
28.04.2020

 

 

 

 

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.