Warning: getimagesize(resimler/icerikler/521.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/haber100/domains/haber100.com/public_html/detay.php on line 23
Yargu Zulmü Hizb-ut Tahrir'i Ne Korkutur Ne De Yolundan Caydırır

HAFTALIK GÜNDEM DEĞERLENDİRME

Yargu Zulmü Hizb-ut Tahrir'i Ne Korkutur Ne De Yolundan Caydırır

Hizb-ut Tahrir Türkiye haftalık değerlendirme toplantısı dün akşam Mahmut Kar tarafından gerçekleştirildi. Mahmut Kar, değerlendirme toplantısına Antalya’da Hizb-ut Tahrirli 15 Müslümana yapılan yargı zulmü ile başladı. Değerlendirme toplantısının yapıldığı saatlerde hâkim karşısına çıkartılan Hizb-ut Tahrirli Müslümanlardan 13’ü ilerleyen saatlerde tutuklanarak cezaevine gönderildi. Azerbaycan-Ermenistan arasındaki savaş hâlini andıran gerginliğe de değinen Mahmut Kar, en kısa sürede Ermenistan’ın Karabağ işgaline son vermek için Türkiye ve Azerbaycan ordularının harekete geçirilmesi çağrısında bulundu. Kar, “Türkiye, ordusunu harekete geçirmeli ve Ermeni işgaline derhal son vermelidir. Ardından Azerbaycan’ın Türkiye’ye ilhak edilmesini sağlamalı ve bu parçalanmış görüntüye son vermelidir. Yapılması gereken şeran ve aklen bundan başka bir şey değildir.” dedi. Mahmut Kar, pandemi sürecinde verilmeye çalışılan uzaktan eğitim meselesi hakkında da, sistemin öğrencilerine sağlık bir eğitim vermekten uzak olduğunu, yüz yüze veremediği kaliteli eğitimi, uzaktan/online hiç veremeyeceğini ifade etti. Son olarak da Doğu Türkistan işgalinin 71. Yıldönümüne değinen Mahmut Kar, Türkiye’nin Doğu Türkistanlı kardeşlerimize yapılan zulmü görmezden gelen Çin politikasını eleştirdi. Son olarak İstanbul Havalimanı’nın “Çin Dostu Havalimanı” ilan edilmesini eleştiren Kar, böylesi uygulamaların Doğu Türkistan’da kanayan yaraya adeta tuz-biber olduğunu ifade etti.

 

DAVET TAŞIMAK, KONFERANS VE PANEL DÜZENLEMEK SUÇ DEĞİLDİR!

Toplantımıza yine Hizb-ut Tahrir’e yönelik yürütülen yargı zulmü ile başlamak istiyorum. Malum geçen hafta Salı günü Antalya’da 15 kardeşimiz gözaltına alınmıştı. Emniyet 4 günlük gözaltı süresi yetmezmiş gibi artı bir 4 gün daha kardeşlerimizi alıkoydu. 8 günlük gözaltı süresi sonrasında bugün savcılık ifadeleri tamamlandı, şimdi şu sıralarda ise nöbetçi hâkimlikte ifadeler alınıyor. Umuyoruz ve inanıyoruz ki kardeşlerimiz serbest kalacaklar. Zira tutuklanmalarını gerektiren hiçbir suçları bulunmamaktadır. Bunu niçin söylüyorum; çünkü Müslümanların evleri sohbet yerleridir ve sohbet yapmak suç değildir. Davet taşımak suç değildir, konferans ve panel organizasyonları düzenlemek suç değildir. Eğer bunlar suçsa -ki kardeşlerimize isnat edilen suçlamalar bunlar- Türkiye’de devlet ricalinden tutun tüm kurumlar, kişiler, partiler suç işliyor.

Ayrıca Hizb-ut Tahrir’in fikri ve siyasi çalışmalar yapan bir hareket olduğunu en üst yargı makamı olan AYM tescil ve teyit etmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından Hizb-ut Tahrir hakkında 7 ayrı hak ihlali kararı verilmişken kardeşlerimiz hakkında gözaltıların yapılması ve soruşturmaların başlatılması da hukuki değildir. Lakin burası Türkiye tabii, AYM kararlarını dikkate almayan mahkemeler var, AYM kararlarını eleştiren bakanlar var. Biliyorsunuz son günlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan arasında başlayan sürtüşme devam ediyor. Süleyman Soylu bir süredir İçişlerinin faaliyetlerine engel teşkil ettiği gerekçesiyle AYM’nin aldığı kararları eleştiriyor. Türkiye’de yargı ve hukuk sistemi böyle işliyor maalesef; işlerine geldiği zaman kuvvetler ayrılığı ilkesi kutsal kabul ediliyor, hukukun üstünlüğü deniliyor. İşlerine gelmeyen durumlar olunca yargıya ayar verilmeye çalışılıyor. Bunu bazen direk en üst perdeden Cumhurbaşkanı yapıyor bazen de bakanlara yaptırılıyor. Yani yargı üzerindeki siyasi vesayet dün olduğu gibi bugün de kalkmış değil. Hülasa Antalya’da 15 kardeşimize yönelik yürütülen hukuksuz bu sürecin bir an evvel son bulması gerekiyor.

Şunu da buradan tekrar ediyoruz: Bunlar ne bizleri korkutur ne yolumuzdan caydırır ne de İslâm'ın ukbadaki hâkimiyetine engel olabilir. Bu zulüm sadece zalimlerin azabını mazlum kardeşlerimizin de ecrini artırır. Muhakkak ki Müminlerin velisi Allah Subhânehu Teâlâ'dır.

TÜRKİYE HAREKETE GEÇMELİ VE ERMENİ İŞGALİNE DERHAL SON VERMELİDİR!

Ermenistan ile Azerbaycan arasında yaşanan ve son dönemde savaş halini alan bir gerginlik var. Öncelikle bu iki ülke ve aralarındaki gerginliğe ilişkin bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Ermenistan, 4 milyon nüfusa sahip, yer altı ve yer üstü zenginliği bulunmayan, Rusya’nın gölgesinde yaşamaktan başka hiçbir şansı olmayan bir ülkedir. Öyle ama bu 4 milyonluk Ermenistan, bundan yaklaşık 30 yıl önce 25 milyon nüfusa sahip Azerbaycan toprağı Dağlık Karabağ bölgesini işgal etti ve o tarihten bugüne de işgali devam ettiriyor. Dünden bugüne Ermenistan ile Azerbaycan arasında bu tür tacizler ve çatışmalar hep yaşanıyor ama sorun bir türlü çözülemiyor. Ermenistan yine birkaç gün önce, Dağlık Karabağ’daki Müslüman köy ve kasabalarını bombaladı, bazı yerleşim bölgelerini işgal etti ve Müslümanları katletti. Buna karşılık Azerbaycan ordusu harekete geçti ve Ermenistan’ın işgal ettiği bölgeleri geri aldı. Şu an her iki ülke de olağanüstü hal ilan etmiş durumda ve topyekûn bir savaşın eşiğinde.

Kıymetli Müslümanlar!

Osmanlı Hilâfet Devleti’nin yıkılmasından sonra tüm dünyada olduğu gibi bu bölgede de istikrar güven ve huzur kalmadı. Rusya’nın arka bahçesi konumundaki bu bölge ABD tarafından taciz ediliyor. Rusya’yı rahatsız etmek isteyen devletler Dağlık Karabağ sorununu kaşıyarak hamleler yapıyorlar. Olan yine Müslümanlara oluyor. Hocalı katliamı hafızalarda canlılığını korurken bugün hala Ermenistan’ın saldırılarıyla çok sayıda Müslüman kardeşimiz yaşamını yitiriyor. Müslümanlar evlerinden ve yurtlarından oluyor. Aliyev yönetimi ise bu işgal ve saldırılara karşı misliyle mukabelede bulunmaktan başka hiçbir şey yapmıyor.

Şunu açıkça söylemek gerekir, her ne kadar Ermenistan ile sürtüşüyor gibi görünse de Aliyev yönetimi Azerbaycan topraklarının işgaline seyirci kaldı. Ha, bir şeyler yaptı yapmasına tabii! Laiklik adı altında İslâm’a ve Müslümanlara savaş açtı! Karabağ toprakları Ermeni işgali altındayken başörtüsünü yasakladı. Müslümanlara baskıyı arttırdı ve katı bir laiklik uygulamasına geçti. Şimdi buradan hem Azerbaycan’daki Aliyev yönetimi hem de Türkiye yöneticilerine sesleniyoruz!

Ey Yöneticiler!

Size İslâm’ın emrettiğini tekrar hatırlatıyoruz! Dağlık Karabağ meselesi masa başında çözülecek bir mesele değildir. Dağlık Karabağ meselesi basın toplantısı yaparken kürsüdeki Türk bayrağının yanına Azerbaycan bayrağı koymakla çözülmez. Askeri güçle oluşmuş bir mesele askeri güç kullanarak çözülebilir. Türkiye, ordusunu harekete geçirmeli ve Ermeni işgaline derhal son vermelidir. Ardından Azerbaycan’ın Türkiye’ye ilhak edilmesini sağlamalı ve bu parçalanmış görüntüye son vermelidir. Yapılması gereken şeran ve aklen bundan başka bir şey değildir.

Artık ABD ve Rusya’nın tehditlerine kulak asmayın! Onlardan korkmayın! İslâm Ümmetine çizilmiş olan suni sınırları kaldırın, ordularını birleştirin! Yer altı ve yer üstü zenginliklerini halkınızın menfaatine sunun. Parçalanmış ve zayıf düşürülmüş ümmeti Hilâfet Devleti çatısı altında bir araya getirin. İşte o zaman muazzam bir güce ulaşacaksınız. İşte o zaman Allah’ın yardımına mazhar olacaksınız! Korkmayın, düşmanlarınız size zarar veremeyecekler, bilakis sizinle iyi geçinmek için sıraya girecekler. Bunu yapmadığınız takdirde 4 milyonluk Ermenistan’ın işgaline boyun eğersiniz! ABD, Rusya ve Batı’nın sizi aşağılamasına, size değersiz bir kukla muamelesi yapmasına rıza göstermek zorunda kalırsınız. Tercih sizin tercihiniz, ya izzetli ve onurlu bir duruş, ya da zillet ve ihanet içinde boyun eğiş… Ha, ayrıca belki siz bu onursuz aşağılanmaya alışmış da olabilirsiniz. Ama unutmayın ki İslâm Ümmeti zillete ve boyun eğmeye alışmadı ve alışmayacak! Tercihinizi Batı’ya boyun eğmekten yana kullanırsanız, bu millet de kendi dertleri ile dertlenmeyenleri alaşağı edecek güce sahiptir.

UZAKTAN EĞİTİM SORUNU

Koronavirüs salgınının devam etmesi nedeniyle okullarda yüz yüze eğitim yapılamıyor, malum yeni sezon uzaktan eğitim yöntemi ile açıldı. Açıldı açılmasına da bu yöntem ile yürütülmeye çalışılan eğitim ve öğretimden ne öğrenciler memnun, ne veliler, ne de öğretmenler… Türkiye’de 18 milyonun üzerinde öğrenci olduğunu düşündüğümüzde, böylesine bir süreçte bazı eksikliklerin ve aksaklıkların olması normal karşılanabilir, bu kabul edilebilir bir şey… Lakin bu süreç yeni ve ansızın gelişmedi ki, öyle değil mi? Türkiye’de ilk vakanın tespit edildiği mart ayından beri zaten okullar kapalı. Önceki eğitim öğretim döneminde uzaktan eğitim sisteminde aksaklıkların yaşanması bir şekilde kabul edilebilir. Ama aradan geçen 6 aydan sonra hala aksaklıkların devam etmesi, bu konuda gerekli ve yeterli bir hazırlığın yapılmamış olduğunu gösteriyor. Yetkililer bu süreci ne kadar öngörebildiler, ne kadar hazırlık yaptılar? Öğretmenleri bu sürece ne kadar hazırladır? Öğrencileri bu yeni yönteme ne kadar adapte edebildiler? Bütün bu soruların cevabı maalesef yok.

Esasen bu bir zihniyet sorunu, zihniyet değişmeden hiçbir şey değişmez, sorunlar da çözülmez. Biz daha önce de laik eğitim sisteminin temelindeki bozuklukları, yanlışlıkları defalarca kez ortaya koyduk. Aslında bugün yaşadıklarımız, yani pandemi süreci, eğitim sisteminde daha önce görülmeyen birçok sorunu gün yüzüne çıkarmış oldu. Dolayısıyla eğitim sistemindeki sorun, bugüne ve bu sürece has bir sorun değildir. Bakın son 20 yıl içerisinde eğitim müfredatı yapboz tahtası gibi 15 kez değişti. Her gelen bakan eskiyi değiştirdi kendi eğitim modelini uygulamaya koydu, ama değişmeyen tek şey var ki o da zihniyet problemi. Yıllarca öğrenmeye odaklı değil, sınava odaklı bir eğitim sistemi uygulandı, hala da aynı sistem uygulanıyor. Daha birinci sınıftan itibaren öğrencileri, öğrenme odaklı değil, sınav maratonunda diğer öğrencileri egale etmeye odaklı bir yarışın içine soktular. Hal böyle olunca öğrenciler eğitim meselesine ilim ve irfan sahibi olma nazarı ile değil, kariyer yapma, rahat yaşama, makam ve mevki sahibi olma, daha fazla para kazanma nazarı ile baktılar.

İşte bakın, okumuş, diploma sahibi olmuş ama hayatın gayesini anlamamış, amaçsızca yaşayan bir gençlik var karşımızda... Daha birkaç gün önce Kocaeli’de 18 yaşında Furkan Celeb isimli bir genç “yaşamam için bir nedenim kalmadı” diyerek intihar etti. Bu sadece bir örnek, yaşama gayesi olmayan milyonlar var, milyonlar da yetişiyor. Böylesi bir zihniyet ile verilen eğitim yüz yüze olsa ne, uzaktan olsa ne? Yüz yüze yapamadığınız şeyi uzaktan nasıl yapacaksınız Allah aşkına, soruyorum.

Haydi diyelim ki bu konuda samimisiniz, öyle farz edelim. Gerek teknolojik araç ve gereçlerin aileler tarafından temin edilmesi, gerekse bununla alakalı ülke genelinde teknolojik alt yapının hazır hale getirilmesi konusunda neler yaptınız? Tam 6 ay geçti, bu konuda ne tür projeler hazırlayıp hizmete sundunuz. Varsa yoksa bir EBA, ona da girilmiyor. Bakın daha ilk günlerden birçok şikâyet gelmeye başladı. Hem de çözülmesi kolay en basit konularda şikâyetler geliyor. Türkiye’nin birçok köyünde, kasabasında imkânlar kısıtlı. Bırakın teknolojiyi, bilgisayarı, yaşam koşulları bile çok çok aşağı seviyelerde buralarda... 18 milyon kişinin açlık sınırı altında, 46 milyon kişinin yoksulluk sınırında hayat mücadelesi verdiği bir ülkeden bahsediyoruz. Böylesi bir ülkede siz insanları bilgisayara ve internete mecbur bırakıyorsunuz. Geçim sıkıntısı içinde yaşayan, ayın sonunu zor getiren bir aileye bir de çocuğuna bilgisayar al, tablet al, evine internet bağlat diyorsunuz…

Vatandaşa bunu söylüyorsunuz söylemesine, ama eksik gedik internet hizmeti sunan, milletin cebinden parasını adeta çalan telekomünikasyon şirketlerine dediğiniz bir şey yok. Denetlemeniz yok, internet hizmetinde indirim yapmaları için bu şirketlere baskı bile kurmuyorsunuz. Haydi diyelim onlar özel şirketler, devlet olarak eğitim için evlere ücretsiz internet hizmetini niçin sunmuyorsunuz? Soruyorum size, insanlara bu imkân ve olanakları sunmadan, yüz yüze sağlayamadığınız eğitimi bir gelip bir giden online sistem ile mi sağlayacaksınız? İki kere iki dört; doğru bir eğitim ancak doğru bir sistemde, doğru bir sistem ise ancak doğru bir nizamda bulunur. Yapılması gereken iş, öncelikle doğru bir nizama sahip olmaktır, o nizam İslâm Nizamıdır. Ancak ve ancak İslâm’a dayalı doğru bir eğitim sistemini uygulamaya koyarak, Allah’ın rızasını hedef edinen nesil yetiştirebilirsiniz. Takvalı ama aynı zamanda idealist bir nesil, ahlaklı ve aynı zamanda azimli bir nesil… Hülasa neresinden tutsanız elinizde kalan bu köhne sistemden gençliği kurtarmak için adım atın, önceki nesilleri ifsat ettiniz bari gelecek nesiller kurtulsun…

DOĞU TÜRKİSTAN İŞGALİNİN 71. YILDÖNÜMÜ

İslâm Ümmetinin dinmeyen acısı, kanayan yarası, duyulmayan sesi, Doğu Türkistan meselesi yine bu hafta gündemimizde... 1 Ekim Perşembe günü, Komünist Çin’in İslâm beldesi Doğu Türkistan’ı işgalinin 71. Yıldönümü malum... Kâfir Çin 1949 yılında başlattığı işgal ve zulüm politikasını aralıksız bir şekilde devam ettiriyor. Öz be öz İslâm yurdu olan Doğu Türkistan’a, Çince “kazanılmış toprak” anlamına gelen “Sincan” adını vererek işgalini meşrulaştırmaya çalışıyor. 71 yıldır yeni doğan her Doğu Türkistanlı çocuğu “Sincanlı” olduğuna ikna etmeye çalışıyor. İslâm’a sımsıkı bağlı olan Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz ise Çin’in bu ikna politikasına teslim olmadıkları için akıl almaz işkence ve zulümlere maruz kalıyorlar. Ezcümle Doğu Türkistan, sömürgeci kâfirlerin kıskacında olan diğer İslâmi beldeler gibi sahipsiz ve halifesiz olmanın bedelini ağır ödüyor.

Kıymetli Müslümanlar!

Doğu Türkistan Hicretin 95. yılında Müslümanların davet ve fetih çalışmaları neticesinde İslâm ile tanışan güzide bir belde. Türkistan halkı kahraman ve fedakâr bir halktır. İslâm’ın yayılmasında onların çok büyük payı oldu. Osmanlı Hilâfetini kurup devam ettiren, İstanbul’u fetheden, İslâm’ı balkanlara taşıyan ve Viyana kapılarına dayanan Müslüman Türkler bu kadim coğrafyadan gelen ümmetin kahraman evlatlarıdır. Doğu Türkistan asırlar boyunca İslâm ile yönetilip Müslüman valilerce idare edildi. Hilâfet’in zayıflaması ve yıkılmasından sonra ise sömürgeci kâfirlerin işgal ve zulümlerine açık hâle geldi maalesef. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana 35 milyon Doğu Türkistanlı katledildi. Bugün Çin yönetimi milyonlarca Uygur kardeşimizi toplama kamplarına doldurarak İslâm’ı inkâr etmeleri için işkence ediyor. İbadet etmeyi yasaklıyor, camileri yıkıyor. Müslüman kızları Çinli erkeklerle zorla evlendiriyor. Müslümanların evlerine yatılı Çinli memurlar gönderiyor. Kanaat önderlerini, ozanları, âlimleri, hafızları acımasızca katlediyor. Ve akla hayale gelmeyecek daha nice zulümleri cinayetleri tüm dünyanın gözü işliyor.

İslâm beldelerindeki yöneticiler ise Çin’i üzmemek için yapılan zulümlere sessiz kalıyorlar. Hatta hiç utanıp sıkılmadan da Çin’e destek veren açıklamalar yapıyorlar. Doğu Türkistanlı Müslümanlara en çok acı veren şey tek umut olarak gördükleri Türkiye’nin Çin’in yanında yer almasıdır. Yöneticiler lafa gelince Türk milletinin gücünden dem vuruyorlar, soydaşlıktan bahsediyorlar, İslâm Ümmetinin hamisi olduklarını söylüyorlar. Ama işe gelince Çin dostu oluyorlar.

Bu yöneticilere soruyoruz; Hani bugün Ermeni kâfirlere karşı Müslüman Azeri kardeşlerimize destek verdiğinizi söylüyorsunuz ya; peki, Doğu Türkistan’a neden susuyorsunuz. Yoksa bu meselede de mi Amerika’dan bir talimat bekliyorsunuz? Hem Müslüman hem de soydaşlarınız olan Uygur halkını kardeş olarak görmüyor musunuz? Çin’in kredi musluklarını kısmasından mı korkuyorsunuz? Korkulmaya en layık olanın Allah Subhânehu ve Teâlâ olduğunu ne çabuk unuttunuz? Dertlerini anlatmak için, yanınıza gelmek için yola çıkan Doğu Türkistanlı Müslümanları Ankara’ya sokmadınız. Ama İstanbul Havalimanı’na Çin dostu havalimanı adını verip Çinlileri baş tacı ettiniz. Bu yaptığınızla kendinizi aşağıladınız, hem Doğu Türkistanlı Müslümanları hem bizleri hem de İslâm ümmetini üzdünüz. Söyleyin! Sizin Müslüman Azeri Türkleri Boraltan’da Stalin’e teslim eden CHP zihniyetinden ne farkınız var? Söyleyin! Siz kimin dostusunuz, Müslüman Uygur halkının mı yoksa kâfir Çinlilerin mi? Söyleyin! Türkiye toprakları kimin öz yurdu, muhacir Doğu Türkistanlıların mı yoksa Çinli turistlerin mi? Bu yaptıklarınızdan ötürü sizi Allah’a havale ediyoruz. Kıymetli Müslümanlar, kıymetli muhacir kardeşlerim, sizleri de Allah’a emanet ediyorum.

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu

___

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.